Ben'in Depresif Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben'in Depresif Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2024 Salı

Sarı Lüleli Çaki ile Tanışın

     Bir Çeşit Ben İşte, kulak tırmalayan bir çocuk çığlığıyla gözlerini açtı. Krem rengi yatak odasında, yatağındaydı ve bu çığlık kendi çocuğundan geliyordu! Yine! 

     Çocuğun arkasından "yapma annen biraz uyusun" diye yalvarır tonda konuşan Geveze'nin sesi geldi. Ah! Üniversite yıllarında olsaydı bu sahne gözüne ne kadar romantik ve pembe görünürdü. Sevdiği adam ve sarı lüleleriyle evin içinde koşturan 3,5 yaşında dünya tatlısı bir çocuk.. Ya da bir ÇAKİ!

    Ve bu Çaki bugün ikinci kez atıyordu bu çığlıkları. Neden? Annesinin elini tırmalayarak uyuyacakmış. Her akşam, gece yarısı ve öğle uykularında yaptığı gibi. Annesinin kendini prangalarıyla bir mahkum gibi hissetmesi dışında hiç bir sorun yoktu. Ve bu Çaki'nin öfke krizleri sanki giderek artıyordu. Bir Çeşit Ben İşte bu çocuk doğduğundan beri kesintisiz bir uyku uyuduğunu hatırlamıyordu. Sahi Cennet anaların ayaklarının altındaydı değil mi?

    Çığlıklar atan çocuk kesinlikle laf dinlemedi, odaya daldı. Bu kez de annesi tırmalanmak istemediği için öfke krizi geçirdi. Bir Çeşit Ben İşte pedagojik yaklaşımla anne-babasından gördüğü otoriter tutum arasında milyonuncu kez kaldı. Bu kez çığlıklar kendisinden geliyordu. 

    En son savaşı Çaki kusarak kazandı. Annesinin elini tırmalayarak uyudu kaldı. Ağlama sırası Bir Çeşit Ben'deydi. Kuruntu fabrikası beyni işlemeye başladı : 'Kendisi berbat bir anneydi. Çocuğunu travmalarla dolu bir şekilde yetiştiriyordu. Bu çocuğun en büyük travması kendisiydi. Zaten çocuğu kendine bağımlı etmişti. Herkesin evi bu kadar kaotik, çocuğu bu kadar inat ve takıntılı mıydı? Hayır! Bu çocuk şimdi böyleyse ilerde ne olurdu? Çok yüz vermişti çok...' Bu modern anne ile geleneksel anne söylemleri uzadı gitti.  Geceden de uykusuz kalan vücudu bu düşüncelerle bir kez daha uykusuz kaldı. Kafasını daha az duyma umuduyla mutfağa geçip yemek yapmaya koyuldu. 

    Annesinin dediği gibi çocuğun bu yaşları geri gelmeyecekti, kıymetini bilmeliydi. Acaba daha hangi yaşları gelecekti de bu yaşlara şükredecekti?  


19 Temmuz 2013 Cuma

Takıntılar ve Sorular İçinde Bir Çeşit Ben

Dışarıdan rahat görünen ama içinde kocaman bir takıntı yumağı büyüten Bir Çeşit Ben insanının akılalmaz derecede sıradan hayatındayız.

Bir Çeşit Ben o günlerde hayatındaki ağır monotonlaşmaya alışma çabaları içindeydi. Okulun son haftaları kuşadası, kongre, çeşme derken koşturup durmuştu. Eve gelip uzun bir dinlenme süreci geçirmiş, bir kere olsun "sıkıldım" dememişti. Ancak araya ramazan da girdikten sonra tüm günü bir koltukta geçirmeye başlamıştı. Yaşam kaynakları : bilgisayar, telefon, okuduğu roman, şarj aletleri, kulaklık vs. hep o koltuğun etrafındaydı. Adeta kendine ait bir yaşam alanı olmuştu orası.

15 Ocak 2013 Salı

Herkes Gider mi? Evet Gider Kalırsın Mal Gibi

Hüzün, öfke, yalnızlık ve birçok duyguyu bir arada yaşayan Bir Çeşit Ben insanının durulmak bilmez duygu dünyasındayız.

Bir Çeşit Ben sömestr tatiline yaklaşan BÜT ve misafirlik için tam vaktini bulan kuzenini beklemek üzere İzmir'de girecekti. Herşey Geveze'nin eve dönüş biletini yanında almasıyla başlamıştı. Bir Çeşit Ben, Geveze'nin bilet almasını beklerken otobüs firmalarını incelemiş ve hiç gidemeyeceği düşüncesiyle kendi kendine işkence etmişti.

Sonraki gece o duygu büyümüş büyümüüş bir duygu meteoru olmuş kafasına inivermişti. Kendine sinir ola ola evi özleyip ağlayıvermişti.

İnsanların yanında evden bahsetmesi, hazırlıklarını anlatması onun için birer öfke topuydu.

Daha da sinir olduğu şeyse doğum gününde yine yalnız olacak olmasıydı. Bir Çeşit Ben'in evinde herkesin doğum günü bir pasta ve küçük aile toplantıları eşliğinde mutlaka kutlanırdı. Kimse atlanmaz, unutulmazdı. İki yıldır Bir Çeşit Ben ailesinden uzaktaydı. Geveze zaten uzakta olacaktı ve bir mesajla doğum gününü taçlandıracaktı. Bir Çeşit Ben de sevgilisiyle pastalar kesip fotoğraflar çekinenlere imrenmeyi bırakıp haline şükredecekti ve o uğursuz 21'e adım atacaktı. Daha da olmazsa Teoman'ın "Bugün benim doğum günüm hem sarhoşum hem yastayım" şarkısı eşlinde evdeki bilgisayar sandalyesinde dönüp duracak ve kendince dramatik bir sahne yaratacaktı.

Bütün bu sinir küpü halleri ve hüznü içinde yaklaşık 15 günü geçirmeyi planlayan Bir Çeşit Ben mutsuzlukla kıvrım kıvrm kıvranmaya başlamıştı.

27 Ekim 2012 Cumartesi

Anadolu Gadınının Dramı

Her yerin buram buram kan koktuğu Kurban Bayramı'nda rüyalarında bile et görmeye başlayan Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Bir Çeşit Ben o hafta bayram münasebetiyle ailesiyle birlikte Kara Böcüklerin yayla evine gitti. Yayla evi yaylada bir köy eviydi tabi. O küçükbaşları kurban verme işlemi orada gerçekleşecekti. Bir Çeşit Ben de ailedeki tüm kadınlar gibi et doğrama işlemi için üşenmeden kollarını sıvadı ve bir kasap edasıyla etlere girişti.

Her yer et ve kandı. Dalak, böbrek, kalp ve diğer organ isimlerini biyoloji dersinde bile bu kadar çok duymamıştı. Dalak kömürümsü olana kadar sobada bekletilmeliydi. Kelle paça için kafayı kim yüzecekti? Keçinin gözlerini isteyen psikopat kuzenini kim durduracaktı? Tüm bu düşünceler Bir Çeşit Ben'in midesini bulandırdı.
Nolursa olsun üzerine düşeni yapmaktan geri kalmadı. Etlerin terbiyesini yaptı, bulaşıkların yıkanmasına yardım etti. O an üzerindeki lekeli eski eşofmanlarla bir çeşit anadolu kadını gibi hissetti. O ki zor şartlar altında, buz gibi suda bulaşık yıkıyordu. O ki soba için odun taşıyor, er kişilere çaylarını götürüyordu.  O ki  bir.. bir Anadolu gadınıydııı....

Akşam ailesi gidince Bir Çeşit Ben, Kara Böcük'ün ısrarıyla orda kaldı. Akşam olduğunda on dakikada bir giden elektrik yüzünden her tarafa mumlar yaktılar. Sessizliğin içinde bir tek sobanın çıtırma sesleri duyuluyordu. Ortam süper ötesi olmuştu. Kara Böcük iki tane kahve de yaptı. Her şey tamamdı. Kara Böcük yine başladı uzun uzun Kara Enişte'yi anlatmaya. Karanlıkta mutlu mutlu anlatıyordu. Bir Çeşit Ben de sözünü kesmeden dinliyordu. 
Sonra bir anda Bir Çeşit Ben'in korktuğu başına geldi. Kara Böcük bir anda durup bir şey unutmuş gibi Bir Çeşit Ben'e Geveze'yi sordu. Geveze... Bir Çeşit Ben eski erkek arkadaşıydı. Bir Çeşit Ben için ne aşktı ne aşktı... Beraberlerken bile bu kadar çok sormuyordu insanlar. Bir Çeşit Ben önce kısa cevaplarla geçiştirdi. Sonrasındaysa dayanamayıp unutmadığı hatıraları son kez anlatmaya başladı. 

Gecenin bir yarısı durduk yere arardı Geveze. Bir Çeşit Ben uyku falan düşünmezdi o zaman. Çok mutlu hissederdi. Vıcık vıcık çiftlere uyuz olsa da Geveze kolunu omzuna attığı zaman huzurlu olurdu. Kim ne diyo demezdi. Bir sabah ansızın kapısında belirmişti mesela Geveze..Hiç beklemiyordu öyle bir şeyi. O günü hiç unutmazdı. Son zamanlardı onlar için. O kadar mutlu olmuştu ki. İkisi de öyle çok iyi ilişki yürüten insanlar değillerdi ama Bir Çeşit Ben hep aralarında farklı bir şey olduğunu düşünürdü. Sıkılsalar bile bir kaç gün içinde dayanamayıp birbirlerine döneceklerini düşünürdü. Bir bağ vardı işte bitmeyecek bir bağ...
"Ama düşündüğüm gibi bir şey yokmuş. Bağ falan." diye devam etti Bir Çeşit Ben. "Bitiyormuş her şey.." dedi. 

Sonra bir anda gülümsedi "Neyse öyle işte" diyip Kara Enişte'ye getirmeye çalıştı konuyu. Ama Kara Böcük yutmadı. "Sen öncekilerden bu kadar çok bahsetmemiştin. Ciddi sevmişsin bunu" dedi. 
Bir Çeşit Ben daha fazla konuşmak istemedi. Kapadı konuyu. Kara Böcük'ün ne şimdi ne hissettiğiyle ilgili sorduğu soruları dinledi ne de başka bir şey söyledi. Güçlü, inatçı, mağrur Anadolu Gadını hüzünlenmişti. 

O anı Küçük Adam'ın attığı mesaj böldü. Küçük Adam bu ara yine Bir Çeşit Ben'in üstüne düşmeye başlamıştı. Kaybolduğu yerlerden çıkması kısa sürer olmuştu. Bu ara tek konuştuğu konu İzmir'e gelmek istemesiydi. Bir Çeşit Ben, Küçük Adam'ı yıllardır görmemişti. Ergenken aşırı platonik şekilde tutulmuş olsa da zamanla "Bir Cacık Olmaz" kategorisine attığı biriydi o. 
İzmir'e gelmesini istemiyordu Bir Çeşit Ben. Hatta bir arkadaş gibi bir de farklı tarzda konuşmasını da. Gelecekten bahsetmesini de... "İnanmıcaksın belki ama telefonu elime alır almaz sen geliyorsun aklıma. Beni tek anlayan sensin" sözleri Bir Çeşit Ben için anlamsız ve gereksizdi. 

Bir ara Bir Çeşit Ben isyana gelmişti, sert çıkmıştı Küçük Adam'a. Çok şaşıran Küçük Adam "Ne yani bir daha aşık olmayacak mısın? Bu kadar kolay mı" demişti. Saçma sözlerdi. Bir Çeşit Ben onun söylediklerine aldırış etmemeye devam etti. Varyemez Pembe Kafa da onla konuşmamasını söylemişti zaten. Küçük Adam mesaj atarken kafasından geçen "Palavra palavra palavra" şarkısına kulak verdi. 
O, tek ve hür bir Anadolu Gadını olmaya devam etmeliydi...

18 Ekim 2012 Perşembe

Bin Dost Az, Bir Düşman Fazla

Açken insanlıktan çıkan, konuşmaya mecali kalmayan insan çeşidi Bir Çeşit Ben'leyiz..

Bir Çeşit Ben üniversiteye gideceği yıl, içindeki ruhani duyguları derininden hissederekten üniversite için dualar ediyordu:
"Allam şöle kalabalıkçana bi grubum olsun.. Kızlı erkekli... Durmadan gezelim"

O grup ciddi ciddi oluştu, gezdi tozdu... Sonra bi sarsıldı.. Dağılır gibi oldu..

O gün ise tüm küslükler unutulup tüm arkadaşlar yine bir masada buluştu. Bir Çeşit Ben hariç... Bir Çeşit Ben kafasındakiler yüzünden gidemedi yanlarına.. Nedenini bilmiyordu ama yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Kötü hissetmesini istemeyen Varyemez de Bir Çeşit Ben'deki bu havayı hissedip üstüne gitmemeye çalışıyordu.

Günün sonunda kafasını toplamaya çalışmış, kimseye bir şey belli etmeden onların yanında yer almıştı yine. Mutluydu. İnsanlar birbirleri hakkında ne düşünmüş olurlarsa olsunlar yine bir araya gelebilmişlerdi.

Akşam ise bu bir adım daha ileri gitti. Evdaşı durduk yere gelip "Bişi dicem" diye koca bir merak uyandırdı. Söylediğine göre Oynak'la barışmak istiyordu. Bunun için de Bir Çeşit Ben'in Oynak Çocuk'u çağırmasını istiyordu. Emireli çeşit ben aman siz normale dönün de diyerek denileni yaptı.

Gecenin sonunda Oynak ve Evdaş mutlu mesut geldiler. Rahatlamış görünüyorlardı. Aylardır süren küslük bir buçuk saatlik konuşmayla bitmişti. Bu kadardı yani. Bu kadar kolay ve anlamsız.. Bir Çeşit Ben onları mutlu gördüğüne çok sevinmişti. Oynak Çocuk yine rahatça evlerine giriyordu. Ama o kadar zaman kıramadıkları gururları yüzünden saçma sapan bir durum oluşturmuşlardı. İnsanları anlamak zordu... İlerde nolacağı da belli değildi...

16 Ekim 2012 Salı

Kaçma Kaçma Kaçma..Kaçmadan da Olur İşte

Gururuna yenik düşüp hayatında bir kere bile "Öğrenciyiz abi bir indirim yap" diye pazarlığa girmeyi başaramamış Bir Çeşit Ben insanıyla devam ediyoruz.

Bir Çeşit Ben o günlerde yine Güzin Ablalığa girişmişti. İnsanları dinlemeyi seviyordu. Ama insanları dinledikçe uzun süredir kendini dinlemediğini de farkediyordu.

Bir Çeşit Ben o gün eve gittiğinde Evdaşı'nın İzdivaç programı izlediğini ve iç geçirdiğini gördü. Ne olduğunu sorduğunda aldığı cevap onu şoke etti..
"Bir Çeşit Ben yaaa... Kadın 42 yaşında hiç evlenmemiş ya bende böyle olursam?" bu laf karşısında ne diceğini bilemeyen Bir Çeşit Ben olaya tamamen farklı yaklaşmış ve

"Kız yazık bu insanlara yaa.. Düşünsene bu insanlar yalnız ve bu programı yapanlar bu insanların yalnızlıkları üzerinden para kazanıyorlar..." 
Sonrasında Evdaşı ve Bir Çeşit Ben kendi fikirlerini savundular.. Evdaşına göre Bir Çeşit Ben yalnızlık nedir bilmezdi. Sanki Bir Çeşit Ben her hafta bir sevgili değiştiriyordu...Bir Çeşit Ben için o program bir çeşit işkence oldu.. Evdaşsa evde kalma korkularını dile getirdi durdu..

Onun dışında Oynak Çocuk, yalnızlık hissediyordu ve Bir Çeşit Ben'le Varyemez'e nerdeyse her konuda alınıyordu.. Bir Çeşit Ben nefret ediyordu alınganlık olayından.. Ama o günlerde onu da idare etmeleri gerekiyordu.
Varyemez ise kendisine XL gelen ilişkisinden kurtulma çabalarındaydı. Yaşı büyük ama duyguları ağır sevgilisi, Varyemez'e gelecek planlarından bahsedip, kıskançlıklarla onu boğunca Varyemez Pembe Kafa alışmaya çalıştığı ilişkisinden ümidi kesmişti. Ancak kendisine kesinlikle hiç bir zararı dokunmamış birine bir anda "Ayrılmak istiyorum.. Sorun sende değil bende" cümlelerini sıralamak o kadar da kolay değildi... Üstelik eskilerden beri bir türlü ulaşamadığı Kurbat da bu konuda etkiliydi.. Ve enişte olcak kişilik Varyemez'in duygularının Kurbat'ı görmesinden etkilendiğini düşünüyordu da...

O ara Bir Çeşit Ben lise arkadaşlarını, eski yurt arkadaşlarını görüyordu. Onları da dinliyordu. O gün liseden arkadaşı Arap, Bir Çeşit Ben'in dersine girmişti. Ve o gün Bir Çeşit Ben tesadüfen güzel giyinmişti. Tabiki magazin spikeri kafasındaki insanlar direk sorulara başlamıştı
"Bir Çeşit Ben, bu çocuk kim?"
"Hayrola sen bugün bir bakımlısın sanki? Arkadaşın da gelmiş?" 
Bir Çeşit Ben insanların bu kadar çabuk yargılamalarına çok şaşırmıştı.. Birileri hakkında senaryolar yazmak bu kadar kolay olmamalıydı.

O akşam Bir Çeşit Ben ve Varyemez Pembe Kafa, İzmir'in o güzel denizine karşı oturup uzuuun uzun konuştular.Varyemez kendisini yargılamadan dinleyen Bir Çeşit Ben'e destek olmak istiyordu. Ancak Bir Çeşit Ben hep "iyiyim" diyordu. 

Varyemez'e göre Bir Çeşit Ben kendiyle yüzleşmeliydi. Herkesi dinlemesi iyiydi ama kendisini dinlemeyi unutuyordu.. Ciddi anlamda Bir Çeşit Ben yaklaşık 5 aydır durmadan insanlarla konuşuyordu, durmadan dinliyordu, gülüyordu ve herkese "Ben iyiyim" diyordu. Fakat bir an olsun kötü düşünceleri ya da hissettikleri hakkında düşünmemişti. Herkes geçen senenin sonunda biten ilişkisi hakkında bir şeyler soruyordu ya da bir şeyler hatırlatıyordu. Gezgin Çocuk, Antakya'daki arkadaşları ve nerdeyse herkes...Hiçbir olaya merak duymayan Gamsız bile Varyemez'e Bir Çeşit Ben'i sormuştu.  Betelesi  "Ee her konuda konuştuk..Ailen, arkadaşların..Diğer konu?" diye hatırlatmada bulunmuştu..Bir Çeşit Bense bir çeşit şizofren edasıyla yaşananlar başkasının başından geçmiş gibi herkese yarım yamalak cevaplar veriyordu. Ancak bu inkarlar ve ertelemeler omuzlarında bir baskı yaratıyordu.Sanki içinden bir ses ardında durup kendisini çekiştiriyordu. O gün Varyemez Pembe Kafa;
 "Bak" dedi "Kendini dinlemekten korkma, hissettiklerinle yüzleş..İlk geldiğimizde olanlar yüzünden öfkeliydin ama şimdi öfkeli değilsin peki ne haldesin?" demişti. 

Bir Çeşit Ben bilmiyordu..Hiç düşünmemişti..Öfkeli değildi, kimseye kızmıyordu. Ne hissettiğini bilmiyordu. Bir şeyler görüyordu, dinliyordu hatta rüyalar görmüştü bu biten ilişkiyle ilgili.. Rüyalarında çok mutluydu Geveze.. Hatta kendisiyle acımadan dalga geçiyordu. Rüya tabirleri bunun tersine işaret etse de Bir Çeşit Ben onun gerçek halini kimseye sormamıştı.

O gece Bir Çeşit Ben kendini rahatlatmak için bir şeyler anlattı ama hala bir şeylerin eksik kaldığını farketti. Hissettiklerini anlamıyordu. "Ben böyle hissediyorum" demekten korkuyordu.. Yanlış hissetmekten korkuyordu.. Hislerin doğrusu yanlışı olur mu onu da bilmiyordu...Yine düşünmedi ve erteledi. Bir gün bu erteleyişlerinin patlamasından da korkuyordu.

Bir Çeşit Ben yine kaçarcasına bayram tatiline güveniyordu. Varyemez'in deli olacağını bilse de inatla "Amaan bir kaç gün sonra eve gitcez ne önemi var?" diyordu.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bu Ne Dünya Kardeşim Küsen Küsene

Bir Çeşit Ben'in İzmir'deki sefil öğrenci evinde de günler olaysız geçmemeye kararlıydı. Bir Çeşit Ben o gün yaşadığı gerginlikten sonra buna emin oldu...

Uzun zamandır Bir Çeşit Ben'in Evdaşlarından biri ve Oynak Çocuk küslerdi. İki taraf da bu küslükten çok kötü etkilenmiş, kendilerini yalnız hissetmişler ama bir türlü kamuoyuna bunu belirtmek istememişlerdi. Halbuki ikisinin de huzursuzlukları yıl boyu yüzlerinden okunmuştu. Oynak Çocuk, Ramazan'ı da fırsat bilerek bir adım atmış ancak beklediği karşılığı görememişti. Ama barışmak için yapacaklarının bu kadarla kalmayacağını da belirtmişti. Hatalı olduğunun farkındaydı. Bir Çeşit Ben'in tanıdığı kadarıyla ise Evdaş öyle kolay affedecek biri değildi. Yine de ne olacaksa olsun diyordu içinden.


O akşam Bir Çeşit Ben evde tek başına sıkılıp Oynak Çocuk'un yanına gitti. Sokaklarda öyle boş boş dolaştılar. Oynak Çocuk esasen çok komik biriydi. Hep gülerdi. Hatta derdi olduğunda belli etmemek için daha çok gülerdi ve derdini saklamaya çalışırdı. 

Dönüşte Bir Çeşit Ben baktı ki Oynak Çocuk evin önüne gelmelerine rağmen gitmiyor. Daha önce defalarca anlattığı şeyleri baştan anlatıyor... Bir anda durup "Konuşacaksın dimi o yüzden gitmiyosun?" dedi. Oynak da yine gururundan ağzında geveledi "Eh yani olabilir" 

Bir Çeşit Ben, bir çeşit güzin abla edasıyla yaklaştı olaya:
"Ya hatalı olduğunu biliyosun. Ama gidip de naber lan falan diye olayın üstünü kapatmaya çalışma. Otur yanına söyle hatalıydım diye. Bu büyüklüktür sonuçta. Böyle durumlarda oturup ciddi ciddi konuşman gerekir." dedi. 

Oynak Çocuk çok kararlıydı konuşmak için. Ama Bir Çeşit Ben, kavga çıkmasından korkuyordu. 
Eve geldiler. Evdaşı odaya geçti. Bir Çeşit Ben ve diğer Evdaşı gerginlik içinde beklemeye başladılar. Oynak Çocuk gidip kapıyı çaldı. Evdaş dediğim dedikti. Kapıyı açmadı ve konuşmak istemediğini belirtti. 
Oynak Çocuk "Açsana" falan diye çok dil döktü. Evdaş tınlamadı. Oynak, Bir Çeşit Ben'in yanına geldiğinde hala gülüyordu ama bu gülüşün sahte olduğu o kadar belliydi ki...O an Bir Çeşit Ben'in içinden Oynak Çocuk'a sarılmak geldi, ama onu da utandırmak istemedi. Çok üzülmüştü bu duruma. İçinden "Kıyamam yaaa" diyip duruyordu. 

Oynak Çocuk umudunu yitirip gittiğinde Evdaş geldi. Bir Çeşit Ben'le konuşmak istedi. Bir Çeşit Ben olabildiğince tarafsız davranmaya çalıştı. "İkiniz de mutsuzdunuz bence. Anında affet diyemem ama bu küslük omuzlarında yük yapıyor; sana da yazık" dedi. İçinden de "Vay beee ne konuşurmuşum bana bak sen" diye şaşırdı kendine :D Evdaş açıklamaya çalıştı. "Benim de yapım böyle biliyosun, affedemem" dedi. Oynak'a  çok kırıldığını ve içinin şu an daha rahat olduğunu söyleyince Bir Çeşit Ben için söyleyecek bir şey kalmamıştı. 

Oynak eve gidince şu şarkıyı paylaşmıştı. İçinden neler geçirdiği belliydi...O gün tüm ev halkı için çok gergin bitmişti. Kimse daha fazla yorum yapmasa da evde elle tutulur bir gerginlik kalmıştı. Bir Çeşit Ben, insanların bazen ne büyük hatalar yaptıklarına, bazı insanların güçlü olmak uğruna ne büyük yükler taşıdığına şaşırdı.. Günlerin ne getireceği belli değildi ama galiba Oynak Çocuk ve Evdaş'ının arkadaşlıkları için pek de umut kalmamıştı...

24 Eylül 2012 Pazartesi

Sıradan Hayatımızda Küçük Sırlar Dizisi Çekenler

ŞİMDİ SADECE HAYAL ET:

Eskiden en yakın arkadaşım dediğin bir kız var.. Aradan zaman geçiyor bu kızın çocukluk arkadaşıyla en yakın arkadaş olmaya kalkıyorsun.. Kızı da dışlıyosun..

Zaman geçiyo.. Kız da biraz saftirik ya geliyo hala her şeyini sana anlatıyo... Erkek arkadaşını anlat anlat bitiremiyo.. Büyük aşk ya onlarınki.. Ama kız kararsız güvenmeli mi güvenmemeli mi.. Günlüğünü falan okutuyo sana..Daha ne özeli varsa işte..

Zaman yine geçiyo.. Bu kız senden kopuyo.. Haber falan alamıyosun... O eski erkek arkadaşı olan çocukla çıkmaya başlıyosun... Demiyosun işte ayıp olur mu falan.. Ama için de öyle çok rahat değil.. Çocukla ilgili bişiler paylaşıosun bir yerlerde ses yok.. Yorumlar atıyosunuz 'aşkımlı canımlı' ses yok... Gözüne girdiremedin ya olayı... Kıza mesaj atıosn 'Biz çıkıyoruz sorun olmaz' dimi... Az değilsin biraz da işte...Kız da umursamaz davranıyo..

Zaman yine geçiyo.. Kızı görüyosun.. O elinden almaya çalıştığın en yakın arkadaşla...Gülüyolar falan..

Zaman geçiyo.. Yolda görüyosun kızı... Gözlerini deviriyo... Dayanamayıp mesaj atıyosun. Zaten çıkmanıza da ses çıkarmamıştı artık içindekileri dökmeli sana karşı...
"Niye bana öyle baktın" 
Kız :
"ben seni tanımıyorum.. kendini önemseme... benim sennle konuşacağım bişi yok... mesaj atma" falan diyo...

Sen de alıyosun gazı, başlıyosun yazmaya:
"Sen unutamamışsın benim sevgilimi... Kuyruk acın var senin... Çok da meraklıydım sana"  saydırıyosun...

O kız tabi içinden deliye dönüyo.. Seni görse bir kaşık suda boğmıcak, o kaşığı burnundan sokup ağzından çıkaracak...Ama cevap atmıyo... Al sana Küçük Sırlar-2...

21 Eylül 2012 Cuma

Tatiiiil Bu Şarkı Sana...Gitme Bitmesin Diye Bütün Gece Ağladııım

Bi yandan da bunu dinle ;)
Telefonda 'Sadece 2 dakika bir banka tanıtımımız olacak vaktiniz var mı acaba' diyen bankacılara bile 'Ya yalan olduğunu anlarsa' diye düşünüp hayır diyemeyen Bir Çeşit Ben insanındayız...

O gün Bir Çeşit Ben ve diğer 9 Eylül öğrencileri ders kayıtlarını yaparak okula döneceklerini resmiyete bağladılar... Bu Bir Çeşit Ben için tam bir yıkımdı...

Bir Çeşit Ben, bir hafta öncesinde Oynak Çocuk'la konuşurken farketti okulun yaklaştığını... "Amaan Oynak.. ohooo daha... daha...anaaam 15 gün kalmış ya.. Oynaaaak ben dönmek istemiyorum yaa "
Sonrasında gezme tozma derken günler yine çabuk geçmişti. O gün Bir Çeşit Ben ders kaydını yaparken kendini yenilgiye uğramış hissediyordu. Okul denen meret yine geliyordu..
Yaz bitmişti..Evet yaz bitmişti...
parmak arası terlikler,
saatlerce öfkeden deliye dönene kadar bilgisayar oyunu oynamalar,
cıvıl cıvıl şarkılar,
kivili,çilekli dondurmalar,
"Haftaya deniz-havuz bişi yapsak ya?" cümlesi,
güneşin altında mayışmalar,
aileye inat eve geç dönmedeki adrenalin
en önemlisi de balkonda sabah kadar süren sohbetler.... hepsi bitmişti...

Bir Çeşit Ben için bu durum öyle moral bozucuydu ki... Ders kaydını yaptığı gün Pollyanna hala sağdan sağdan fısıldıyordu:
"6 günde dünya gezilir.. Daha gitmene çooook var"
O da moralini bozmamaya karar vermişti.. Fakat Hocaanım anında tek bir cümleyle Pollyanna'yı nakavt etmişti:
"Bir Çeşit Ben,şu valizini çıkar da neyin eksik, neyin tamam bakalım yavaş yavaş"

Sonraki günler Bir Çeşit Ben için bir çeşit deliliğe döndü. Durduk yere öfkelenip hiç olmadık şeylere alınıyordu. Üstelik en sevmediği şey de alınma işiydi. Hayatta dayanamazdı insanların saçma sapan şeylere alınmasına... O da kendini uykuya vurmaya başlamıştı. Hayatında hiç uyumadığı kadar uyudu, uyandığında gezdi-tozdu, sonra yine uyudu...

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Uykusuz, Aksiii, Nalet Adam

İçine Volkan Konak'ın Mimoza Çiçeğim şarkısında bahsi geçen 'uykusuz, aksiiii, nalet adam' kaçan Bir Çeşit Ben insanıylayız...

Bir Çeşit Ben bu ara nedensiz huysuzluklara yelken açmıştı. Sorular gereksiz geliyordu, sanki insanlar kendi beyinleriyle bulabilcekleri cevapları sormaktan zevk alıyorlardı... Arkadaşlarının küçük unutkanlıklarına anlayış gösteremiyordu. Ergenlikteki huysuz ve dakika başı 'off çok sıkıldım yeaa' diyen Bir Çeşit Ben geri gelmiş gibiydi. Ve daha kötüsü hiç bir nedeni yoktu. Herşeyi tek bir diyalog tetiklemişti:
Bir Çeşit Ben, Küçük Adam'la ara sıra mesajlaşmaya devam ediyordu. Geyik muhabbeti iyiydi. Küçük Adam 'Dünyanın Yükünü Taşıyorum' moduna girmedikçe Bir Çeşit Ben'e komik geliyordu. Küçük Adam ara sıra 'Yaşın biraz daha büyük olsaydı istemeye gelirdik' diye takılırdı. Bir Çeşit Ben onun kötü niyetli olmadığını bilir, söylediklerine güler geçerdi. Ama o gün nolduysa gülüp geçmedi:

B.Ç.B= Bu çenen yüzünden ya görücü gelcek ya da kaçırcaklar beni :p
K.A= Ben yapacam o yüzden sorun değil :)

Bu kadardı. Bir Çeşit Ben bir anda öfkelendi. Onla konuşmak istemediğini söyledi, üzerine de eşantiyon diye kendini beğenmişsin, şöylesin, böylesin şeklinde saydı sayıştrdı. Küçük Adam hiç bir şey anlamadı.

Bir Çeşit Ben'in içine kaçan 'uykusuz, aksiii, nalet adam' bundan sonra kendini iyice belli etmeye başladı. Kulaklarında kuzeyin veledi bas bas bağırıyordu sanki "Çekilmez bir adam oldum yine.."

Bir Çeşit Ben dalgın dalgın dolandı, insanları izledi ya da kendince gözledi.. Evde durmadan ona buna sataşan Bir Çeşit Ben'deki ani suskunluğu evdekiler de farketti. Kardeşi diye geçinen Depresan "Noluyo beee depresyona falan mı girdin" diye takıldı. Bir Çeşit Ben'se öyle bir şey demeden içindeki canavar 'uykusuz,aksiii, nalet adam'ı öldürmeye çalıştı...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

İnsanın Olacaksa Motorlu Kuzeni Olacak

O gün Bir Çeşit Ben bir çeşit hallere girdi. Kimse hiiiç bir şey anlamadı.

Şöyle ki; Bir Çeşit Ben ve ailesi, Peder Bey'in köyüne gittiler. Peder Bey'in köyü tüm köyler gibi şehirden gelene 'Bu kim ki? Kimin nesi?' bakışlarının yöneltildiği bir köydü. Bir Çeşit Ben oraya gitmeyi küçüklüğünden beri çok seviyordu. Evde yapamadığı bisiklete binmek, çamurla saçma sapan şeyler yapmak, meyve-sebze toplamak gibi köy hayatına özgü her şeyi yapabiliyordu. Bir yemenisiyle çalvarı eksikti.

Bu gidişlerinde ise bambaşka bişi yaptılar. Bir Çeşit Ben'in kuzeni Kaslı onu motorla gezmeye çıkardı. Kaslı Bir Çeşit Ben'in biiiir sürü kuzeninden en az konuşanı-en çok düşüneniydi. Yemek yerken yemeğe odaklanıp sorulara cevap bile vermemesi aile içindeki en büyük dalga konusuydu..
Kaslı, Bir Çeşit Ben'in yalvarmalarına dayanamayıp bir celtilmenlik yapmış ve köylülerin yine o şaşkın bakışları arasında motorla gezmeye çıkmışlardı. Bir Çeşit Ben bir ara "KENDİSİ KUZENİMDİR!" yazan bir pankart asmayı bile düşündü. Kaslı, Bir Çeşit Ben'in dolduruşuna gelip son hız sürdü motoru. Bir Çeşit Ben o an 'Canın sıkıldığında böyle motorun olcak çekip gidecen işte' diye düşündü. Sonrasında Kaslı onu manzaralı bir uçuruma götürdü. Aşağısı bildiğin uçurumdu ama etraf öyle güzeldi ki... Kayalarda biraz oturdular. Kaslı aslında konuştuğunda sohbeti güzeldi ama zor olan konuşturmaktı işte. Ama o gün Bir Çeşit Ben şanslı günündeydi.

Sonraki gün ise tek bir olay moralini bozabilmişti... Günün başlagıncında her şey güzeldi. Kalabalık bir aile, kahvaltı sofrası, susmayan çeneler falan.. Kahvaltıdan sonra, ki bu öğlene denk gelmişti Bir Çeşit Ben oyun havaları açıp heeerkesi oyuna davet etti. Kalabalığın diğer bir güzelliği de buydu. Oynayacak biiiir sürü insan,komik figürler falan.. Bir Çeşit Ben o kadar güldü ki... Bir ara elinde telefonu, dinleniyordu. Bir anda telefonu yanına fırlattı. Kuzeni Mıymıntı Kız şaşırdı. Bir Çeşit Ben öylece kalktı gitti. Odada gözünü bir noktaya dikti.Oturdu öylece. Bir ara aklına Göksel'in Depresyondayım klibi geldi. Dolaba saklanışı falan.. Büyük ihtimalle içerdekiler de onun depresyonda olduğunu düşünüyordu. Halbuki onun sadece biraz sakinleşip unutmaya ihtiyacı vardı. Hiçbir şey okumadım, görmedim diye inkar süreci yaşıyordu kendince.

Bir saat sonra annesi Hocaanım'ın Mıymıntı'ya ve kardeşi Depresan'a nolduğunu soran sesini duydu. Umursamadı. Önce rehber öğretmenlik yapan kuzenini gönderdiler. Bir Çeşit Ben 'bir şey yok yaa..' dedi.. Sonra Mıymıntı'yı, Depresan'ı... Evde çok kişi olunca gelen giden noldu diyordu. Bir Çeşit Ben'in ağzındaki 'Bir şey yok yaaa' türküsünü kimse dinlemedi. Bir Çeşit Ben sadece bir ara arkadaşı Betele'yi aradı konuştu. Sonrasında yine transa girer gibi oturmaya devam etti. Durumu gören Kaslı çocuk avutur gibi onu bir kez daha motorla gezmeye çıkardı. Bir işe yaramasa da Bir Çeşit Ben ailesi için içinden şükretti. İnsanın olacaksa motorlu bir kuzeni olacaktı, her canı sıkıldığında çıkıp gezdirecekti :p

Geldiğinde Bir Çeşit Ben bir top alıp tüüm çocukları topladı, yorgunluktan ölene kadar top oynadı. Kimse nolduğunu anlamadı, Bir Çeşit Ben de anlatmadı. Öylece, kendince eğlendi durdu...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Ben Yine Salağı Oynayacağım

Aynı dizelerle başladı... Aynı dizelerle bitti.

Ben ondan veremeyeceği büyüklükte bir aşk bekledim..
Oysa bana taşıyamayacağım büyüklükte bir hayal kırıklığı bıraktı.



24 Mayıs 2012 Perşembe

Aniden Dürter Şeytan: 'Git Konuş Nolacak'

Finaller sooon hız devam ederken Bir Çeşit Ben ve grubu da çalışmaları hızlandırmışlardı. Bir Çeşit Ben her ne kadar kafasını toplayıp çalışmayı başaramasa da kendince uğraşıyordu. İnanıyordu ki bigün birisi çıkıp ailesine :
-'Üzgünüm ama kızınızda yüksek odaklanamama sorunu var. Derslerine bir türlü odaklanamıyor.' diyecekti.Ama Geveze'nin de bu odaklanamama olayına etkisini unutmamak gerekiyordu. Şöyle ki;

Bir Çeşit Ben ayrıldıklarından beri nerdeyse her gece rüyasında Geveze'yi görüyordu. Adamdan ayrılmış ama hala seviyordu. Bu kadar da rahat bir kalbi vardı Bir Çeşit Ben'in. Onu özlüyordu ve özlemek sinirlerini bozuyordu. O gün gitar kursu vardı. Geveze de oradaydı. Bir Çeşit Ben o gün yanında Geveze otururken ciddi anlamda kötü hissetti. Nedenini bilmiyordu sadece özlüyordu işte. Sonra çıkışta bir anda şeytan dürttü bu da Geveze'ye 'Yürü hadi konuşcaz' dedi. Geveze konuşmak istemedi. Bir Çeşit Ben ısrar etti. Türkçe'nin güzel deyimlerinden biri olan kelimelerinden açıklamak gerekirse kaşındı.

Bir Çeşit Ben ne konuşacağını düşünmemişti. Ama ilişkileri hakkında tek konuşabileceği insanın Geveze olduğunu düşünmüştü. Sonuçta bir ilişkiyi iki kişi yaşıyorsa diğerlerinin yorumlarını dinlemek boşunaydı. Amaaa..

Geveze doğru düzgün dinlemedi bile. Ne yapmaya çalıştığını sordu, suçladı falan. Ona göre Bir Çeşit Ben kendisinin hayat kurmasına bile izin vermiyordu. Başka kızlara da yazmaya başlamıştı, haberi olsundu...Bitmişse bitmişti. Ne hissettiğinden onaneydi ve daha neler neler.
Bir Çeşit Ben böyle sinirli olmasını beklemiyordu. Geveze kendisine bağırıp çağırırken sadece yerin dibine girdi. Babası bile böyle konuşmamıştı kendisine. Bu ne öfkeydi, ne yapmıştı bu kadar.. Anlamadı.. Öfkelendi ama daha çok üzüldü. Hiç böyle utanmamıştı...

Eve giderken Varyemez Pembe Kafa'yı aradı. Varyemez hemen koştu yanına. Bir Çeşit Ben ağlama krizine girdi. Durduramıyordu sadece ağlıyordu. Varyemez Pembe Kafa bayılmasından korkup Oynak Çocuk'u çağırdı. İkisi sordular da sordular. Bir Çeşit Ben hiç bir şey söylemedi. 40 kere 'Bak bişi olmuş söyle' dediler söylemedi. Sonra Bir Çeşit Ben'i alıp dışarı çıkardılar. Bir Çeşit Ben yalvardı nolur içelim tek bira yaaa! Tek biradan kiimse kafayı bulmaz. Nolur bugünü unutmam lazım diye. İçkiye sığınmanın sadece zavallılık olduğunu düşünen tarafı yok olmuştu. O an yeryüzünden silinmek istiyordu. Varyemez'le Oynak Çocuk sonraki sabah sınav olduğu için izin vermediler.

Oynak Çocuk, Bir Çeşit Ben bir delilik yapmasın diye gece boyu konuştu onla. Bir Çeşit Ben ne kadar içmese de ayyaş muhabbetine bağladı olayı:
'Lan Oynak Lan çok sevdim lan ben. Ama var ya hep benim kabahatim. O kadar hayal kurmayacaktım. Dedesiyle annesiyle tanıştığımı falan hayal ettim lan ben. Sonunu bildiğim halde hayal ettim hem de..Var ya ben var ya.....'
Oynak Çocuk normal dedi.
Sen anormal değilsin dedi.
Herkes hayal ederdi dedi.
Üzülme dedi. Dedi de dedi....

Ama kimseye söylemediği olay Geveze'nin gevezeliği sayesinde herkesçe öğrenildi. Geveze konuşmalarından sonra Evdaşlar'ı arayıp Bir Çeşit Ben'i sormuş, ne olduğunu soran Evdaşlara da kendince güzel yorumlarla durumu açıklamıştı. Haber tez zamanda Varyemezle Oynak tarafından da öğrenilmiş ve Bir Çeşit Ben rezillik hissi katlanmıştı. Böylece o gece herkesin kafasında 'Bir Çeşit Ben geri dönmek istemiş, Geveze reddetmiş' gibisinden saçma sapan bi yorum oluşmuştu. Bir Çeşit Ben takmadı, takılmadı. Durumu yine kendisi ve Geveze biliyordu. Gerisinin ne düşündüğü kimin umurundaydı.

Bir Çeşit Ben gecenin ikisinde yine uyuyamayacağını anlayıp bir uyku hapı içti. İçkiye sığınmaktan ne farkı vardı bilmiyordu ama kaç gündür uyuyamayan bünyesinin artık kaldıramayacağını düşündü.

Sabah beyni bulutlanmış gibiydi. Konuşulanları anlamıyordu. İstenenleri duymuyordu. Arkadaşlarının omuzunda uyuyakalıyordu. Vizede tek yüksek notu olan sınavı da böylece mahvedip rahatladı (!)

Hala her gece uyumadan aklına gelen, rüyasında kendisiyle konuşan, sabahları aklına gelen Geveze'nin ne zaman ciddi anlamda unutulacağı meçhuldu. Bilinen tek şey ise Bir Çeşit Ben'in büyük ihtimalle daha uzun bir süre kimseyle çıkmayacağı, flört eder tarzda konuşmalara verdiği ters tepkilerle etrafında olmaya çalışanları uzaklaştıracağıydı.. O unutmak için başkalarıyla konuşamazdı, tersti. Sonunun ne olacağı ise her zamanki gibi merak konusuydu.

22 Mayıs 2012 Salı

Final Gelir Hoşgelir


Finaller kapıyı kırmıştı. Sadece bir hafta içinde 2.sınıfı bitirecek olan PDR sınıfı harıl harıl finallere çalışıyordu. Ama her zamanki gibi Bir Çeşit Ben yine çalışamıyordu. Kafasında 70 bin düşünce, 70 bin anı dönüp dolaşıyor, uykularını kaçıyordu. Gördüğü tek tük rüyada da, ya elinde notlarla köpekler kovalıyordu ya da Geveze kendisini arıyordu falan. Nasıl bir vicdan azabıysa köpeklere "Tamam valla çalışcam yaa tamam bak" diyordu :D

O gün ilk sınavlarına gireceklerdi. Sınavdan önceki gece Bir Çeşit Ben çok kötü oldu. Oynak Çocukla konuştu. Oynak Çocuk da teselli edeceğine üstüne geldi. Dost dediğin zehir gibi acı söylerdi. Ağlatırdı, sus diye bağırırdın susmazdı falan işte. Dosttu yani.

Sabah ezanında uyumaya çalışmaktan vazgeçti. Oturdu biraz çalışmak için. Yine çalışamadı. Sınava girmeden kimden ne duyduysa ne dinlediyse onla idare etmek zorunda kaldı. Sınav yine vasatlardaydı. O da takılmadı. Geçmişte üniversitede kalırım ederim diyen kişiliği öldüreli çok olmuştu zaten. Takılmadı. Sınav çıkışı Geveze yine havasındaydı. Eğleniyordu konuşuyordu. Bir ara o kadar rahattı ki Gamsız'a 'Bak oğlum ben çıkarken bunun çenesinden neler çekiyordum anlıyosun dimi' ye kadar götürdü olayı. Rahatlardı işte. Finaller, arkadaşlar, herkes rahattı... :/

14 Mayıs 2012 Pazartesi


Yok arkadaş sakın mutlu olmayalım tamam mı! O depresif şarkılarını çalsın bu depresyona meyilli üniversite gençliği. O şarkılar sadece aşkı, ayrılık acısını anlatsın. Sevgililer hep kavuşamıyor olsun. Herkes birbirine 'ohooo o da bir şey mi ben neler neler yaşadım' diyerek dert yarışı yapsın. Allah'ın bir kulu da çıkıp ben mutluyum demesin. Moralimiz hep yerle bir olsun. Mutluyum aman sevgilim var diyen bile o damar şarkılarını açsın, diğer sevgilisinden ayrılmak zorunda olan gerizekalıyı ağlatsın falan. En son topluca Allah belamızı versin de intihar edelim.

Dedi Bir Çeşit Ben en son artık. Atara gelmişti. Kendinden, duygularından hatta bu duyguları yaşatanlardan tooooplucana nefret ediyordu. O gün Konak'ta takılmışlardı. Derin adlı arkadaşları depresifliğini depreştirmiş, unuttuğu ne kadar özlem, anı vs. hissi varsa hatırlatmıştı. Hem de tek cümleyle 'Hiç bir zaman unutmayacaksın.' Derin geçen yıl sınıfta varlığı pek belli olmayan bir tipti. Çok fazla acı yaşamıştı ve bunlar bir insanın kolay kolay kaldırabileceği şeyler değildi. Olayları derinlemesine yorumlardı. Ama bu sene içindeki eğlenceli tipi ortaya çıkarmıştı. Kendi çapında bir evrim geçirmiş, sosyalleşmeye başlamış, kendini herkese çabucak sevdirmişti. Ama o akşam Derin yaşadıklarını Bir Çeşit Ben'e anlattı. Bak haline şükret dedi. Bir Çeşit Ben de sadece lanet etti, rahatladı. Derin en son evde kalırsan ben seni kuma alcem merak etme diyerek vaatte bulundu ve Bir Çeşit Ben'i tüm sıkıntısından kurtardı :p

11 Mayıs 2012 Cuma

Artık Şiir Yazmıyorum Baba!

Artık şiir yazmıyorum baba.
Akıttığı gözyaşlarıyla büyümüş bir ruh, o ruhun sığamadığı küçük bir beden var karşında.
Hissetmekten yorulmuş, yaşlanmış kanımca.
artık şiir yazmıyorum baba.

Bilirsin kelimeler sadece derinden hissettiğinde çıkar ortaya.
Kelimelerim kayıp, umutlarım duman duman sömürülmüş bir sigara.
Alışmalı belki kalbim dostlarla dolu koca yalnızlığa
Artık şiir yazmıyorum baba.

Bana bir tek aşktan bahsetmemişsin baba.
Düşmana hazırlamışsın beni, yalana hatta sinsi bir riyaya
Tek bir soru geldi, yapamadım, hazırlamamışsın beni aşka.
Artık şiir yazmıyorum baba.

Artık şiir yazmıyorum baba.
Ağza alınmayacak küfürlerim var, heybesinde anı taşıyan duvarlara
Özlediğim, gözlerimin içine bakar, ne gerek var fotoğraflara
Artık şiir yazmıyorum baba.

Hep sen olgun bir kızsın, yanlış yapmazsın derdin ya.
Ben yanlışlara boğuldum, yalnızım, beni affedip biraz sarılsana.
Biliyorum şiirlerimi terkettiğim için kızacaksın önce bana.
Ama artık şiir yazmıyorum baba.

Bir Çeşit Ben
İzmir-11.05.2012

20 Nisan 2012 Cuma

Ayrılık Ateşli Bir Hastalıktır!

Bir Çeşit Ben ve Geveze ayrıldılar.Bir Çeşit Ben için aslında bu; kabullenmek istemediği uzun bir süreç olmuştu. Tıpkı hastalık gibi.

Bir Çeşit Ben hasta olacağı zaman yataklara düşene kadar hasta olduğunu kabullenmezdi. Millet suratına bakar "Ölüyosun kızım, git yat" der; Bir Çeşit Ben ise "İyiyim ya bugün yarın geçer" derdi. En son, soluğu yatakta avuç dolusu hap yutarken alırdı.
Ayrılık onun için uzun bir süreç olmasına rağmen onun açısından fazla ağır geçiyordu. Galiba bu kez hiç umut etmemesi gerektiğini tam olarak anladığı için durum böyleydi. Ayrılmaya Geveze'nin gözlerindeki boş ifadelerden dolayı karar vermişti. Geveze'yi seviyordu ama daha önemlisi ona güveniyordu. Güven sevgiden daha önemliydi. Ama o gün Geveze'nin kendisi
ne eski Ego halindeki gibi baktığını gördü. Geveze, Ego'yken güvenilmez biriydi. İşte o gün Bir Çeşit Ben'e tehlikeli ve güvenilmez biri gibi davranmıştı. Bir Çeşit Ben kötü hissetti ama sesini çıkarmadı. Ancak o akşam Geveze'ye artık güvenemeyeceğini düşündü. Kendini Bir Çeşit Salak gibi hissetmişti. Aşk gözünü fazla körleştirmişti.

Haftalardır susan iç ses konuştu:
"E bravo! Bu çocuk son iki haftadır adam gibi ilgilenmiyor senle.Sen o kadar zaman kabullenmedin de tek bir bakışla mı kabulleniyosun?!" diye.
İç sesini bastıramayıp sokaklara attı kendini. Varyemez Pembe Kafa da adrenaline hazır haliyle "hadi çıkalım kız" diye verdi gazı.Gecenin bir köründe iki manyak Buca sokaklarında içmeden sarhoş olan kafalarıyla dolandılar.Bir Çeşit Ben de bir çeşit cesaretle kendisi için büyük bir karar verip konuştu Geveze'yle. Geveze için aslında çok da şaşırtıcı olmadı. En azından Bir Çeşit Ben öyle düşündü.

Sonraki gün ise daha ağırdı. Okulda bir türlü yerinde duramadı. Boğuluyordu sanki. Geveze karşısındaydı ve sapasağlamdı. Kendisiyse savaş gazisi gibiydi. Parçalara ayrılıyor gibi hissediyordu. Geveze'nin gözlerine bakamıyordu. Baktığındaysa onun böyle sakin ve normal oluşu kendini daha kötü hissettirdi.

Bu kadar şey azmış gibi o gün sözlüye kalktı şansına. Sözlü kötüydü. Kendini rezil ettiğini düşündü. Dışarıdan görünen neydi bilmiyordu. Tek bildiği sözlünün böyle bi günde denk gelmemesi gerektiğiydi. Sözlüden sonra Geveze onu teselli etmeye çalıştı. Bu kötüydü.
Sonuçta adama demezler mi "Oğlum tamam sen iyisin hoşsun, gayet mutlusun da ilk günden kıza bu kadar belli etme." diye.

Bir Çeşit Ben normalde bi gün sonra eve gidecekti. Güya Geveze'yle bir yerlere gidip ay dönümlerini kutlayacaklardı. Ama durum böyle olunca Bir Çeşit Ben dayanamadı. Babasıyla konuşurken babası ona bilet bulabileceğini söyledi. 2 saat içinde bilet bulundu, üç beş parça kıyafetle valizini hazırladı. Gitmeden önce faturayı ödemesi için Gamsız'la buluştu. Gamsız onun kötü hali için derdini sormadan 'Kimsenin ne düşündüğünü önemseme, salla' dedi :D

Bir Çeşit Ben bunu düşünüyordu zaten en başından beri. Sonuçta şükretmesi gerekiyordu çünkü ilk başlarda Geveze'yle hiç bir zaman bir çift olamayacaklarına inanırdı. Geveze kendisini sevmez diyordu, sevdi. Bir Çeşit Ben bazı insanların hayatlarında hiç yaşayamayacağı bir şey yaşamıştı. Kör kütük aşık olmuştu. Ve hayatta her şey olgunlaşması ve insanları tanıması için birer tecrübeydi.. Ayrılık konusunda hep böyle düşünmüştü zaten ama...

Ama hisleri bu kadar mantıklı olamıyordu. İçinde çok fena bir şeyler acıyordu. Acıdan daha kötüsü böyle zayıf davrandığı için kendine çok öfkeleniyordu. Kendine yediremiyordu böyle hissetmeyi. Acı çekmemeliydi. Özleyecekti. Geveze'nin kendisine ***m diye sahiplenir şekilde hitap etmesini özlicekti, inatlaşmalarını özleyecekti, birden karşısına çıkması gibi küçük süprizlerini özleyecekti, ona sarıldığında duyduğu güven hissini özlicekti. Daha kötüsü o zeytin ağacı ve nerdeyse eve gittiği her yol o günleri hatırlatacaktı.

Yolculuk boyunca bunları düşündü. Önündeki çocuk Geveze'nin parfümünden sıkmıştı. O gün kötü geçmek için vardı sanki.En son eve vardı ve kendini biraz olsun güvende hissetti. Dönüşte nolacağını bilmiyordu. Ama düşünmek de istemiyordu. Bu 10günü kendine gelmek için uğraşmakla geçirecekti. Yine de sanki bir daha hiç aşık olmıcak, hiç sevmicek, hiç güvenmicek gibi hissediyordu ve korkuyordu.

Bu hastalığın çabuk geçmesi gerekiyordu!

4 Nisan 2012 Çarşamba

Bu Gece Bütün Meyhanelerini Dolaşırdım İzmirin :p

Meyhane niyetine Halil Sezai :)

Bir Çeşit Ben gecenin bir vakti korkuyla uyandı. Yine korkunç bir rüya görmüştü. Bu ara erken uyumayı da başarıyordu ama kabuslar peşini bırakmıyordu. Bir kaç gündür annesiyle ilgili şeyler görürken bu kez Geveze'yle ilgiliydi gördüğü. Uyandı Geveze'yle konuştu. Ama yetmedi. İçindeki his geçmiyordu ve Evdaşları uyuyordu. Varyemez Pembe Kafayla konuştu. Varyemez Pembe Kafa bilinçaltının karışık olduğunu söyledi ama sakinleşmesini de sağladı. Bir Çeşit Ben, eskiden beri kabuslarda ve ölüm haberlerinde güçlü duramadığını farketti.


Onun dışında Geveze'yle her şey güzel gidiyordu. Bu ara ikisi de yoğundu. Sınavlar yaklaşmıştı, ödevler, sunumlar yavaş yavaş sonlandırılıyordu. Bir Çeşit Ben yine ders çalışamıyordu. Bu yılın başında aldığı 'not bile tutcam, sınavları yüksek tutcam' şeklindeki kararları yine boşaydı sanki... Ama bu kez ders bırakmaması gerekiyordu. Ailesinin bunu kendisinden daha çok dert edeceğini düşünüyordu. Zaten önceden de adam gibi çalışmazdı. İlkokulda tüm ödevleri Pazar gecesine bırakır sonra da bitirene kadar yusuf yusuf atardı. Uzaktayken ailenin sorumluluğu daha çok belli ediyordu galiba kendini. Bir de gece uyanıp herkes uyurken hissetmek istediği güven duygusu...

Bu arada Bu Akşam Bütün Meyhanelerini Dolaştım İstanbul'un şarkısı ne şarkıymış bea! Şiddetle tavsiyedir. "Canıııım doya doya sarhoş olmak istiyor" diye nasıl bağırmış Hüner Coşkuner maşallah :D

25 Mart 2012 Pazar

Adalete, Ay Dönümüne, Hepsine!


Sen kalk 2 ay boyunca onun her türlü tribini,
azarlamalarını,
fevriliklerini ses çıkarmadan sakinlikle karşıla.

Onun için endişelen,
Onu herkesten daha çok özle,
Onu herkesten daha iyi anla,
Rüyalarında bile yanında o olsun,
Hakediyo mu falan demeden sev,
Kinini, nefretini, asabi hallerini anlamaya çalış.

Seni anlamamasını önemseme.
Senle sadece kahvehane arkadaşı gibi tavla atmasını bile sindirmeye çalış.
İçten içe sinir krizleri geçirerek eski kız arkadaşlarını anlatmasını dinle.
İlgisizliğine bile ses çıkarmamaya çalış.
Kırıl ama belli etme.

En kötüsü de aydönümü diye bi kavramı gözünün içine sok.

Ruhen saçını süpürge etmiş kadınların kızgınlığı,kırgınlığı, hayalkırıklığını ne varsa hepsini hisset ama o hiiiç bir şey yapmasın. Geçirdiğiniz 2 ay onun için hiç bir şey ifade etmesin. Üstüne bir de yüzsüzlük yap bir şeyler yapmayı öner ve maçım var desin!

Odun bilinen, durmadan odunsun sen denilen sen ol... Ben böyle adaletin .........

10 Şubat 2012 Cuma

Bir Çeşit Ben'de Son Durum


Evet Sayın okurlar,
Antakya birkaç günden sonra güne güneşli uyandı. Havada taze bir mutluluk hakimdi. Bahar inceden inceye geleceğine dair işaretler veriyordu.
Ancak Bir Çeşit Ben bu havanın aksine yatağından bile çıkmak istemiyordu. Söz verdiği arkadaşlarını arayıp gelemeyeceğini bildirdi. Uyudu uyandı zorla kahvaltı yaptı (çünkü midesinin serenadını dinlemekten çok sıkılmıştı) Tekrar uyudu rüyasında kendisini bu hale getiren şeref yoksulu insan görünümlü kişiyi gördü. Mutlu oldu uyan
dı ve her şeyin rüya olduğunu anlayıp küfretti...

Bu hale gelmesinin bir nedeni vardı.
Birkaç aydır kıvrım kıvrım aşk acısı çekip hayaller kurduğu Geveze'sine sonunda ulaşmıştı.Her şey romantikti. Her şey harikaydı. Tüm gün mesajlaş
malar. 'canımlar, cicimler, aşkımlar' havalarda uçuşuyordu. Ancak tüm bunların oluşması tatile denk gelmişti. Ve Bir Çeşit Ben inanılmaz derecede şüpheci, inanılmaz derecede kuruntulu bir aşıktı. Her şeyin romantik havada seyretmesi tabi ki beklenemezdi. Bir Çeşit Ben aşkıyla belirledikleri kuralları çiğnedi. İçindeki şüphe kemirgenini gün yüzüne çıkardı. Bu kemirgen kendiyle beraber aşklarını da kemirmeye başladı. Öyle bir kemirdi ki artık ortada bir aşk kalmadı. Bir Çeşit Ben pişman oldu. Günlerce Geveze'sine yalvardı,yakardı. En romantiğinden aşk mesajları attı. Her gün en az 30 defa aradı ama Geveze bana mısın demedi. Meşgule alma zahmetine bile girmedi. Geveze yine eski Ego olmuştuuu!!!


Evet Geveze' nin Bir Çeşit Ben'le ilk tanışmalarında Geveze başlı başına bir Ego Topağı idi. Sadece kendi hakkında konuşur, insanları yargılar, bir sürü kızla çıkıp ayrılınca demediğini bırakmazdı. Bel altı espriler yapmaktan büyük keyif alır, her kıza sanki ona yazıyormuş gibi davranırdı ve bu yaptıklarının hiçbirinden utanmazdı. Zaman geçtikçe Ego değişmeye başlamıştı. Daha düşünceli haller almıştı onu. Düşünen adam pozisyonu gününün çoğunluğunu kaplar olmuştu. Ve sonraa görüldü ki Ego sadece sevimli bir Geveze'ye dönüştü.

İşte maalesef Geveze eski Ego'ya dönüş yapıyordu. En azından Bir Çeşit Ben' in gördüğü buydu.
Bir Çeşit Ben çok nasihatler dinledi. Arkadaşı Hisli Kız onun tarafındaydı. 'Bırak o Ego halleriyle kalsın sen elinden geleni yaptın'diyordu. Pembe Kafaysa Bir Çeşit Ben'i suçluyordu. 'mutluluk sana yaramıyor'diyerek. Pembe Kafa, Gevezeyle konuşmuştu. Ve Bir Çeşit Ben' e sabretmesini söyledi.

Haftaya okul başlıyor. Geveze ve Pembe Kafa okula geç gelecekler. Bir Çeşit Ben şu günlerde nolacağını düşünüp Gevezeyle ilgili hayaller kurmaya devam ediyor. Ancak yemek yemekten ve gülümsemekten kesildi. Tek yaptığı uyumak, rüya görmek ve hayal kurmak..
Güneşli bir Antakya sabahında 'Depresyon'dan bildirdik.