Televizyon Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Televizyon Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2013 Cumartesi

Bu Kavgalar Boşuna Le Bu Kavgalar Boşunaa

Bir Sörvayvır Efsanesi Daha
Survivor denen garip yarışma bilmem kaçıncı kez başlamış bulunmakta tv sevenler.. Hayatımda belki iki bölümünü seyrettiğim bu program hakkında yazmadan edemeyeceğim :)

Yine bir ünlüler adası bir de gönüllüler adası var elimizde. Ünlülerde Ümit Karan ve Dağhan Külegeç dışında bir kişi bile ünlülükten nasibini almamış.Yani tanımıyorum :) Yamuk ağzıyla Kavak Yelleri'nde bir ölüp bir dirilen Dağhan sempatik halleriyle programa ayrı bir can katmış.
Bir de her iki adaya da yabancı bayanlar alınmış. O garibimler de kime laf yetiştirecekse...Dertlerini anlatmak için işaret dilinden falan yararlanıyorlar.

Ama asıl bahsetmem gereken kişi Gönüllülerden Duygu.. Televizyonu açtığım anda önündeki gruba "Her oyunun hesabını benden çıkarıyorsunuz!" diye bağıran haliyle karşılaştım ilk önce. Sonra ağlayan bir Fatmagül girdi kadraja. Meğersem onu da Duygu ağlatmış orayı kaçırmışım. Duygu durmak bilmedi. Mustafa denen sarışın ve saftirik görünümlü çocuğa bağırıp durdu. O da alttan alıp duruyordu. Duygu her lafı üstüne alınıp bağırmaya devam etti. Mustafa'yı ağlattı. Mustafa da ağlamayı gururuna yedirememiş olsa gerek "Defol ya germe bizi" diye bağırmaya başladı. Sonra bir ara "götürün şunu burdan" dedi bir tanesi. Aboo sen misin bunu diyen.. Duygu kuyruğuna basılmış kedi gibi yine başladı "Sen kimsin de bana böyle dersin?!" diye. Gider gibi olurken geri döndü grubun yanına. Fatmagül de "Yine geliyor bu kadın ya" diye köyün delisinden şikayet eder gibi sızlandı..(Bu benim gülme krizine girdiğim andır)

Sonra Duygu kenara çekilip olanlar hakkında röportaj vermeye başladı. Ve ilk defa suçu kendinde buldu :
"Sinirlerim çok bozuldu. Daha önce hiç davranmadığım şekilde davranıyorum" 

E anacım madem bunu biliyon niye millete de öyle demiyon diye isyan etmeden duramadım.

Sonra Bozok denilen dağ adamı kılıklı adam Duygu'nun sesine dayanamaz hale gelip ortamı bi geriverdi.Duygu da damardan girmeye çalışıp
"İşte tartışmalarımız hep böyle çıkıyor. Benle uğraşmayın, ben zaten gitcem" dedi. Bozok'sa kati kanaatini söyleyip
"Gerizekalısın sen..Evet gerizekalısın" diyordu.

Survivor harika gerilimleriyle beni güldürmeyi başardı. Açken insanlar benim gibiler aslında. Bu gerilimlerin hepsi açlıktan yani. Zaten onlar da durmadan "Biz çok açız.Modum düştü modum çıktı" diyip duruyorlar. Ben bu gerilime bayıldım yaa :)

21 Ocak 2013 Pazartesi

Bu Harem Başka Harem

Bu ara takip ettiğim iki diziden biri Harem.. Kafan mı yorgun, canın mı sıkkın al otur izle. Çerez mi çerez bir dizi :)

Harem Gani Müjde'nin elinden çıkma. O bayıla bayıla izlediğimiz Kahpe Bizans ve Osmanlı Cumhuriyeti gibi filmlerden anlayacağımız üzere tarihten komediler çıkarmayı pek bir seviyor Gani Amca. Özellikle bu ara tarihi anlatıyorum diyip Osmanlı Haremine odaklanan eserlere tepki olarak doğdu bu dizi kanımca.


Harem; Mezapotamya'daki Basur ve Kırım Kongo halklarının "ezeli rekabeti"ni (bu artistik tanım için medyaya teşekkürü borç bilirim :) ) anlatıyor. Kırım Kongo Beyi Ulan Bator'un kız kardeşi Abide'yi Basur sarayına göndermesiyle komik entrikalar başlıyor.

Dizide özellikle isimler harika seçilmiş. Çeşmi Fesat Hatun, Kare Murat, Ulan Bator, Ulan Bune, Nurpaçoz vs. Ayrıca Küçük Esat'ın sağ kolu Çıngıraklı durmak bilmeyen çenesi ve neresinden çıkardığını anlamadığım sesiyle beni çok güldürüyor.

Kısacası; oyunculuklar her hafta seçilen konular ve esprileriyle yormadan güldüren akıcı bir dizi. Tavsiyedir :)

21 Aralık 2012 Cuma

Elektrikimisss Kıymetlimiisss

Öncelikle bir haberle başlayalım:
Tek bir tıklamayla okuyacağınız şu habere göre 2013'te dev güneş patlamaları olacak ve tüm eletrik sistemimiz çökecekmiş. Bilindik anlamda taş devrine dönecekmişiz..Mayaların fake kıyametine karşın bu haber NASA onaylı :)

Sanırım bu habere en çok "O bilgisayarlar kökten çöker inşallah" diye beddualar eden natürel insan annem sevinecek :)

NASA'nın da onayladığı bu haberi duyan dizi sektörü de bunu konu olarak almaya başlamış olmalı ki elektriğin yok olduğu dizimiz REVOLUTION ekrana geldi.

Revolution elektriğin, uçakların, bilgisayarların, telefonların olmadığı bir dünyada ayakta kalmaya çalışan insanları anlatıyor. Dizinin başkarakteri Charlie isimli bir kız. Güya 15 yaşında :D Elektriğin gidişiyle Charlie'nin hayatında olup bitenleri anlatan dizinin ardında Supernatural'ın yaratıcıları Eric Kripke ve J.J.Abrams'ın olduğunu da söylemeden geçmeden gerek.

Kısaca tavsiyedir :)

23 Ekim 2012 Salı

Siz İmkansız Aşklar İçin Yaratıldınız

"Bu kadar imkansızlık da fazla be kardeşim" dedirten dizi Suskunlar'ı inceliyoruz...

Suskunlar'da 3 bölümdür imkansız aşk olayı zirveye ulaşmış durumda. Dizinin başından beri Ecevit-Ahu-Bilal arasındaki aşk üçgeni açılarını genişleterek yeni imkansızlıklara doğru yelken açtı. Tabi aşkını haykıran haykırana ama sevdiğine kavuşabilen pek yok gibi.

Dizinin ikinci sezonunda Allah'ın hobi olsun diye yarattığı kulu Gurur karakterine bir de sevgili getirdiler. Zaten kötülerin tarafında da bir kız olmasa ayıp olurdu. Nisan... Gurur ben sevdiğimi kıskanırım arkadaş demedi ve Nisan'a "Ecevit'i kendine aşık et" buyurdu. 

Bu arada Ecevit bir kaç bölümdür zaten Ahu'ya olan aşkını rahaat rahat söylüyordu. Son iki bölümde de "Olmuyor Ahu'm senin gibi değil..Senin yerin başka" falan diyor. Ayy yerim ben onu yaa :D Ahu da iyi mütevazi kız.. Öyle sevinç naraları atmıyor. Gülümsüyor sadece.. "Aferin" dedim ona da içimden..

E Ecevit öyle "Sen başkasın.. Başkasın.. Ah nafile bambaşkasın" modunda takılınca Ahu da bir oturup düşünüyor. İmkansızlıklarının farkına daha bir varıp bastırdığı duyguları "Yapamıyorum numara yapamıyorum artık. Canım çok yanıyor" diyerekten itiraf ediyor. Bu kendine itiraf edişi sırasında oralarda Bilal oluyor ve günah çıkarma seansı ona denk geliyor.

Ahu ve Ecevit'in aralarındaki ne kadar başka bir bağ olsa da bu Bilal engeli yüzünden imkansızları oynamak zorundalar. Ecevit de napsın 'madem sen imkansızsın ben de beni sevene giderim' tarzında düşünüp Nisan'a gidiyor. Adam iyilik meleği tabi. Nisan da yara falan bahanesiyle Ecevit'in tüüüm merhamet duygularını alıveriyor eline. 

Bu arada Bilal de çocuk gibi o bela senin bu bela benim diyip olaylar yaratıyor. Millet de onun arkasını topluyor mecbur. Ahu da "madem Ecevit onu seveni seçti; ben de beni seveni seçim bari" diye fikir yürütmüş olsa gerek ki Bilal'in arkasını toplamaya gidiyor. 

Bilal garibim artık aşkını ilan ediyor Ahu'ya gene o fevri halleriyle. "Seviyorum seni.. Aşığım sana net mi?" diyerekten. Adam kısa ve öz işte. Öyle duygusallıklara girmiyor. Seviyorum ulen tarzında söylüyor geçiyor. Başta "Ya Bilal ben Ecevit'i seviyorum" diye utanmadan çocuğa işkence eden Ahu, Ecevit'ten vazgeçmeye karar verince gene dönüyor Bilal'e. "Valla düzelicem iyi adam olucam..Allah rızası için bize bir umut..." diye aşk dilenecek hale getirdiği çocuğa dayanamayıp "Tamam yaa bir ihtimal daha vaar" şarkısından esintiler savuruyor.
Ama Bilal'in sevinci görülmeye değer. Yazık sarılamıyor bile sevdiğine o kadar imkansızlarda Ahu onun için.

Bu arada tabi Sibel var. Takoz'un eski metresi. Bu kızcağız da Bilal'e vurulup Takoz'u bıçaklıyıveriyor sırtından. Sonra bakıyor ki Bilal kendisine ne kadar umut vermiş olursa olsun Ahu'yu unutamıyor. O da ayrı depresyonlarda bu aralar. 

Sonuç olarak bu ara; 
Sibel---> Bilal'i 
               Bilal--->Ahu'yu
                            Ahu---> Ecevit'i
                                          Ecevit---> Nisan'ı
                                                           Nisan---> Gurur'u seviyor. 
İleriki bölümlerde Gurur'la Takoz arasında bir aşk doğabileceğinden şüpheleniyoruz. Bakalım neler olacak ;)

14 Ekim 2012 Pazar

HIMYM da Süpper Sezon


How I Met Your Mother dizisi bu ay 8.sezonuna giriş yaptı... Geçen sezon oldukça durgun geçen ve izleyenlere "Oyyyy hadi bitsin artık" dedirten dizi sezona Barney ve Robin'in evleneceği mesajını vererek etkileyici bir giriş yaptı..

Barney ve Robin ayrıldığında diziyi izleyemeyen biri olaraaak bu sezon benim için çoook çok iyi oldu. Evet doğrudur çok kaptırıyorum bu diziye :) Lily'nin söylediği gibi o ikisi arasında garip bir kimya var aslında. Ve diziyi yürüten büyük oranda bu bence...

Dizinin yeni sezonuna öyle odaklanmışım ki tatilde rüyamda Barney Stinson sevgilimdi :D Ama nasıl bir değişim, nasıl bir dönüşüm... Güya Barney benim için uslanmış da... Etrafımda pervaneymiş de gezip tozuyormuşuz da :D Böyle bir "Legen... wait for it... dary" diyişi var ki....Uyandığımda suratımda bir sırıtış olduğunu hatırlıyorum...Tabi bir de Barney'i canladıran Neil Patrick Harris'in gerçek hayattaki karısı mı kocası mı neyi oluyosa eşini düşününce gördüğüm rüyaya naleet diyorum :D
Bakalım senaristler sezona girişte verdikleri evlilik olayını sezonun sonunda gerçeğe çevirecekler mi? Dizi daha kaç sezon sürecek? Ted Mosby'nin sarı şemsiyeli karısı ortaya çıkacak mı? Ve daha bissürüü şey...

28 Haziran 2012 Perşembe

İki Dizi Birarada

BİR HASTANE POLİSİYESİ HOUSE M.D.
Öncelikle House M.D.... Aksi, meraklı, umursamaz kelimenin tam anlamıyla gıcık bir uzman doktor olan House'un Tıbbi Tanı Uzmanlığı Departmanlığında tedavisi bulunamayan hastalıkları teşhis etmesini konu ediniyor. Dizide her bir söz ciddi anlamda düşünülüp özenle seçilmiş...

Sherlock Holmes'la inanılmaz benzerliğini de dizi senaristleri bilerek yapmışlar.Önce bir isim benzerlikleri var :
Holmes__House
House'un arkadaşı Wilson__ Holmes'ün arkadaşı Watson
Sonra iki karakterin de ilaç bağımlısı olması, meraklı olması, her vakayı almayıp sadece ilginç bulduklarına yönelmeleri, ikisinin de birer müzik enstrümanı çalması vs.
Dizi bizim Doktorlar dizisi yayına konana kadar onun açığını kapatıyor gibi oldu zaten. Her bölümde ayrı bir ameliyat, MR cihazının o klostrofobi yaratan korkunçluğu falan.. Neredeyse hastanenin o ilaç kokusunu falan aldıyor o derece.. Tabi izlemeye yeni başlayacaklara günde 9 bölüm ardarda izlenmemesi gerektiği konusunda bir uyarı da yapmak gerek :) İnsan o kadar çok hastalığı anlamaya çalışınca falan rüyasında dahi ameliyat görmeye başlıyor...Kısaca House şiddetli tavsiyedir, izlenmelidir,izletilmelidir :)

MERLİN
House'un ilk sezonunu bitireyim derken içiniz dışınız ameliyat oluyor başka bir diziye ihtiyaç duyuyorunuz veee Merlin...
Bir ara Cnbc-e de 8 bölüm ardarda verilmiş bir diziydi kendileri. Biz de ailecek o zaman sarmıştık. Kanal Cnbc-e olunca Merlin olsun, Arthur olsun Türkçe konuşuyorlardı. Tam birer İstanbul Beyefendisi olmuşlardı..
Dizinin konusunu merak edenler zaten arayıp bulurlar da benim konuşacaklarım diziyi yakinen bilenlere. Bu yaz 4.sezonunu izlemeye başladığım Merlin'de bir değişmeler bir gelişmeler olmuş kiii...
Dizinin en güzel kızı seçtiğim Morgana zaten cadıydı. O bir güçlenmiş. Makyöz değişimi yapmışlar kanımca. Evanescence'in vokalisti Amy Lee'ye benzemiş. Dizide hainliği de ortaya çıkmış, Kral Uther bir çökmüş, sırtına bıçak yemiş bir baba olaraktan krallıktan elini eteğini çekmiş.

Diğer yanda da Gaius var tabi. O hala aynı bakışlara sahip. Kaşların biri yukarda diğeri aşağıda. Ondaki ifadesizlik bir Polat Alemdar'da görüldü şimdiye kadar.
Gwen'le Arthur da evlenecekmiş ileriki bölümlerde seyirci kitlesi olarak fıtık olduk! Şimdiye kadar beğendiğim tek sarışın Arthur'u vere vere Kara Bela Gwen'e verdiler. İşin daha bir kötü yanı bunlar gerçekte de çıkıyorlamış.. İnsanda çirkin şansı falan olcek arkadaş.. Ne yaptı da aldı bu çocuğu anlamadım kii...Hizmetçi Gwen'e de o yeni makyöz bir göz makyajı falan yapmaya başlamış ama ne fayda... Yok yani malzeme yok kızda niye zorluyosun sen? :@

Merlin garibim hala büyü yapıyor da herkes bir haber.. O hala Arthur'la gıcıklaşıp duruyor. Laf sokuyorlar falan iyiler yani :) İleriki bölümlerde yine bir haber ederim ben zaten şimdilik 4.sezona devam..

10 Haziran 2012 Pazar

Gönül Bu Ota da Konar Bukalemuna da..

Kore Dizisi Eleştiri Yazısı
Bir Çeşit Ben tatilde napacağını şaşırmış bir halde gezinip dururken kendini Kore dizilerine vermeyi seçti. Aslında Bir Çeşit Ben'in Kore dizilerini izleyebilmesi sadece kendini aşmaya çalışmasıyla ilgiliydi.

Bir Çeşit Ben'in Kore dizileriyle tanışması geçen yıl yurtta kalırken oda arkadaşlarının yoğun ısrarıyla olmuştu.Kore dizileri alabildiğine yapmacık ve olağanüstü pembe yapıdaydılar. Personal Taste isimli diziden sonra görmüştü ki bir insan ne kadar eleştirse de Kore dizileri bir şekilde bağımlılık yaratıyordu. Daha da fenası izleyenleri mükemmel aşkın varlığına inandırıp beyaz atlı prensi beklemeye yönlendiriyordu. Çünkü odadaki herkesin o kız kılıklı adamı görüp aynı anda deriiince bir iç geçirdiklerini dün gibi hatırlıyordu.

Bir Çeşit Ben'in bu kez You're Beatiful isimli diziye takılmasıysa sırf kendiyle olan savaşındandı. Şöyle ki;

B.Ç.B= O Kore dizisini izleyip bütttüüüünn romantizm korkumdan kurtulacağım. Geveze'yle ilgili tek bir anı aklıma gelmeden o diziyi bitireceğim!
İç Ses= Saçmalama beee sen romantik dizi izleyemezsin. Şimdi kalkıp yine 'Aaaa Geveze de bana böyle davranıyodu' diye başlıcaksın.. Sonra gelsin özledimler gitsin hakaretler... Daha hazır değilsin kır dizini otur aşağı!
B.Ç.B= Unuttum oluuummm ne Gevezesi öldü o öldü :D
ve daha neler de neler...

Sonra Bir Çeşit Ben gördü ki cidden Geveze'yi falan hatırlamayı bırak filmi eleştirmekten izleyemiyordu bile. Çünkü farketti ki Kore dizilerinde;

-Esas kız mutlaka fix sakar ve salak bi tip oluyodu.
-Erkekle kız arasında hiiiç bir fark yok denecek kadar az fark oluyordu.


-Erkekleri tamamen tüysüzdü!.. (Vay anasını deme. Banyo yaptığı sahnede bacaklarını gösterdi Veet reklamında oynasa yeridir o derece)
-Normal bir kıyafetleri yoktu. Hep saçma sapan giyiyorlardı. Erkeklerin göbeğine kadar açık V yaka ve kırmızı pembe taytlar giymesi gibi.
-Hareketleri animelere benziyordu.
bla bla bla bu liste uzaaar gider...

You're Beatiful'un senaryosu ise daha çok Türk filmlerine veya Türk hikayelerine benziyordu. Bir amaç için erkek kılığına giren bir kız... Kızı seven ve kıskanan iki erkek..



Biri
yakışıklııııı
düşünceliiiii..
romantiiik


Shin Woo..











Diğeri ise
bukalemun gözlü.. (Not: Bukalemunun özellikleri: Gözler bağımsız hareket eder, biri yukarı bakarken diğeri aşağıya bakabilir. Bkz: Vikipedi :))
herşeyi eleştirip duran..
odundan daha odun Hwang Tae Kyung...

Ve tabikiiii bu zeki esas kızımızın gönlü kendini ezim ezim ezen Hwang'a kayar. Gönüldü yani ota da kayıodu Bukalemun kılıklı Hwang'a da...
Filmin sonu belirsiz ama bi umut Hwang'ın şu kıza biraz olsun insan muamelesi yapmasını bekliyoruz....



10 Nisan 2012 Salı

Hayatımız Dizi(ydi) Vol.2


Bizim dönemde (yaşlı insanlar gibi oldu nan bizim dönem falan vayt :)) ikokulda flütle Yılan Hikayesi'nin çalmayan yoktur herhalde. Yılan Hikayesi yayınlandığı dönemde ciddi bi fenomen haline gelmişti. Memoli
(Mehmet Ali Alabora) ölümüne jölelediği inek yalamış görünümlü saçlarıyla yakıp kavuruyordu. Sanırım o inek yalamış görünümden fazla etkilendikten sonra çıkardılar bu saç dikme modasını. Zeyno(Meltem Cumbul)'yla Memoli ölümüne inatlaşan ve bir türlü birbirlerine aşklarını itiraf edemeyen bir çiftti. Zeyno nerde bir banka soygunu, kaçırılma vs.olay varsa mutlaka orada bulunurdu, garibim Memoli de 'E be köylü kızı e be köylü kızı!' diye söylene söylene onu kurtarmaya giderdi. Ben tabi bilinçaltımda yani rüyalarımda onları bir evlendirdim,çocuk sahibi ettim falan fistan ama maalesef benim beklediğim gibi yapmak yerine senaristler dizinin ortalarında Zeyno'yu öldürdüler. Yorgan gitti kavga bitti hesabı Zeyno'nun kanlısı Erkan(Emre Kınay)'la Memoli de arkadaş oldu. Ve benim hayallerim sona erdi. Zeyno gidince de ben diziyi bıraktım..

Meltem Cumbul sonrasında Elmas Mağden olarak Beşik Kertmesi'ne geçti.

Beşik Kertmesi son derece komik bir diziydi. Ve kadrosu da süperdi. Çok uzun sürmedi ama Ay Dede (Erdal Özyağcılar) Ferdi (Olgun Şimşek) ve daha bir sürü oyuncuyla harikaydı. Hikaye olarak Ferdi Kısır Köy deki kısırlık lanetinin kurtarılması için tek umutlarıydı ve beşik kertmesi olan Elmas Mağden'e yani Tekgül'e ulaşmaya çalışıyordu. Bu Kısır Köylüler her şeye "Dabi dabi dabi" diyip duruyorlardı. Bir de Elmas Mağden'in "Her yere baktın beni aradın, beni cepten ara" diye bir şarkısı vardı. Serdar Ortaç versiyonu bir şarkıydı :)

Yılan Hikayesi kadar hatta ondan da fazla fenomenleşmiş bir diğer dizi Asmalı Konak. Meral Okay'a da ithafen bu diziden bahsetmemek olmazdı. Asmalı Konak, New York'ta tanışıp Kapadokya'ya evlenmeye gelen Seymen (Özcan Deniz) ve Bahar'ın (Nurgül Yeşilçay) ın aşkını anlatıyordu. Seymen Ağa o zamanlar hem dediğim dedik yapısı hem de romantikleşebilen kişiliğiyle herkese 'Ben ağayla evlencem yaaa' cümlesini kurdurmuştu. Ahh ah öyle koca.. :) Asmalı Konak öyle bir etki yarattı ki insanlar akın akın Kapadokya'ya gitmeye başladılar. Sonrasında Ağa ve ağalığa merak arttı. Asmalı Konak'a benzeyen Sıla'yı çektiler. Ama Asmalı Konak kadar büyük bir etki yaratmadı tabi.

İşte bizim dönemimizde genç ve yakışıklı oyuncularla dolu, çıt çıkarmadan izlediğimiz bu diziler vardı. Sanırım yıllar sonra biz de annelerimiz gibi " Vay be bu adam bizim zamanımızda da aynıydı çocuğum hiç mi değişmez insan" diye cümleler kuracağız. Benim hatırladığım popüler diziler bunlar. Sizin de hatırladığınız diziler varsa paylaşın hatırlayalım :)

6 Nisan 2012 Cuma

Tv, Tv Olalı Böyle Aşkla İzlenmedi


Bir kaç gündür tam bir öğrencilik yaşıyoruz. Fakirlik desen var, ödev stresi, sınav gerginliği ve hayat yorgunluğu...

Bu bir kaç günde televizyonumuz da bozuldu tam oldu. Normal şartlarda doğru düzgün televizyon izlemezdik ama bir şeyin değeri, yokluğunda anlaşılır derler ya aynen öyle oldu. Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin yüzüne bakmıyordum. Ama o gün ekrandaki karıncalar arasında dolanırken Ali Kaptan'ı görünce bi kötü oldum. 2 gün daha Fox'u karıncalı haliylen izleyip ve anlamayıp dayandım. Fox'un dizilerinin kendine göre bir özelliği var: Brezilya dizileri gibi. Kim kimin nesi belli değil. Yazın bi ara kuzenim Deniz Yıldızı'nı izliyordu. Ben de bu kim dedim ama sormaz olaydım. 'Bak şimdi..' dedi yarım saat geçti ama olay bitmedi. O bölümü de kaçırmış olduk.

Bir de Yer Gök Aşk'la akraba dizisi Lale Devri var. Yer Gök Aşk'taki Toprak, Lale Devri'ndeki Çınar'la evlendi. Böylece iki dizi akraba oldu. İkisinde de bir entrikalar bir entrikalar...

2 günün sonunda dayanamayıp uydumuzun düzelmesi için gerekli mukaddes gereci üşenmedim aldım geldim. Koli bandını yani :) Böylece cam gibi görüntüye yaklaşmaya çalışan görüntüye sahip olduk. Ben de bunu Show'un çok konuşulan dizisi Suskunlar'ı seyrederek kutladım.

Suskunlar, Kuyudibi'ndeki dört arkadaşı konu alıyor. Yaptıkları bir hatayla tüm hayatları o hatada saplanıp kalan 4 arkadaş.. Bu hatadan sonra çocuk hapishanesinde hayatları mahvoluyor. Bir anda büyümek zorunda kalıyorlar. Çıktıklarında bir daha görüşmeme kararı alıyorlar. 20 yıl sonra içlerinden biri bu kararı yok sayıyor. Ve intikam için hepsini bir araya getiriyor. Kesinlikle bol adrenalinli bol acılı bir dizi. İlerleyen bölümlerde mahvetmezlerse gerçekten sinema tadında ve soluksuz izleniyor. Şahsen ekrandan gözlerimi alamadan izledim. Ve herkese şiddetlen tavsiye ediyorum (Şiddetle... böyle de bir manyaklık işte)

28 Mart 2012 Çarşamba

Hayatımız Dizi(ydi)-Vol.1

O akşam dizi izlediğimiz nadir akşamlardan biriydi. Lale Devri'ne bakıyorduk. Sonra ekrana Kaan Girgin geldi. Konu açıldı açıldııı... Çook küçükken izlediğim bir diziye geldi. Bir heves anlatıyorum: 'Ben küçüktüm, bu adam bi dizide oynuyodu. İkiz kızlar vardı biri fakir bir aileye veriliyordu diğeri de zengin bir aileye..
Annenin adı Şule'ydi babaları da bu adamdı.' diye. Sonradan araştırdım fazla bir bilgiye ulaşamasam da dizinin adının Ayrı Dünyalar olduğunu öğrendim. Meğer dizi 98'de oynamış. 6 yaşında izlediğim diziyi nasıl hatırladım orayı daha çözemedim ama dizinin bende iyi bir etki yaratmadığı kesin; çünkü fragmanını izlerken şimdi bile içim kötü oluyor.


Sonra izlediğimiz diğer diziler hakkında konuşmaya başladık. Ve bütün o hatırladığımız diz
ilerden bir yazı çıkabileceğini farkettim. Meselaa Ruhsar vardı. Ruhsar (Hande Ataizi) o zaman estetikten bi haber bi kızdı. Cem Davran da henüz
saçta beyaz nedir öğrenmemişti. Artık çocuk beynimizle ne kadar etkilendiysek Ruhsarcılık falan oynardık. Böyle annemin giysilerini yürütür onlarla görünmez falan olurduk. Ne salaktık ya biz.. Neyseki Bez Bebek çocukları değiliz o da ayrı gerçi.
Ha bide bu diziyi 5 yıl önce Hayal ve Gerçek diye bir diziyle tekrar etmişlerdi. Senaryoyu hiç değiştirme gereği duymamışlardı bile. Nasıl sinirlenmiştim yaa milleti salak yerine koyduklarını düşünmüştüm.

Bir de Çılgın Bediş vardı. Yonca Evcimik o çatallı kalın sesiyle güldüğü zaman korkardım yaa bunu hatırlıyorum. Bir de Oktay vardı tabii.. Şimdilerin cool dedikleri türdendi. Bediş'e yüz vermezdi. Ay bayılırdım o çocuğa yaaa! Bediş garibim de durmadan hayal kurardı. Bazen acaba bu kadar hayalperest olmamın bu dizilerle ilgisi olabilir mi diyorum.. Çocukluğuma inmek gerek sanki..
Hayalperest dedim de bir de Sıdıka vardı. Ne zamanın dizisi bilmem o da bol bol hayal kurardı. Hasibe Eren'in ilk dizisidir sanırım. Yazık Sıdıka durmadan babasından annesinden azar yerdi falan. Komikti yaaa çok konuşurlardı. Kahvaltıda bunların kapısı çalardı mutlaka. Yumurta tokuşturup kapıyı açacak olanı belirlerlerdi :) Bir de çok net hatırlıyorum bir bölüm bu Sıdıka'nın sanal bebeği vardı. Öldü diye ağlıyodu yazık :)

Farkettim de o zamanlar oyunculuklar, müzikler falan ne kadar acemiymiş. Konuşmalar gecikiyormuş, anlamsız duraklamalar varmış falan. Ama o zamanlar sanki daha samimi bir hava varmış. Belki küçüktüm diye de öyle geliyor olabilir ama şimdi bir diziye 3 bölüm bakıp 5 bölüm izlemiyorum. Bakıyorum yine bir fark yok kaldığın yerden devam et hiç bir şey kaçırmıyorsun, aynı olaylar başa sar devam ediyor. O zamanlardaysa hiç kaçırmadan izlerdik dizileri. Çılgın Bediş'i psikopatça izlerdim mesela. Rüyamda falan görürdüm onları :) Bu sefer böyle hayalperestlik yaratan dizilerden gittik. Aklıma geldikçe nostaljik nostaljik devam etcem bakalım neler çıkacak...

25 Haziran 2011 Cumartesi

ÇİZGİ FİLM KÖTÜLERİ

İtiraf ediyorum: Bu kısa boy içindeki ruh da boya uyma çabasından olsa gerek küçük kaldı.
İtiraf ediyorum: açıkçası çocuk gibi davranabiliyorum.
Ve asıl itiraf: Cartoon Network izliyecek kadar çizgifilm meraklısıyım.
Yukardaki ilk iki itirafın üçüncüsü için birer bahane olması kuvvetle muhtemeldir :D

Ben çizgifilmlerde o iyilik, erdem vesairi temsil eden "iyiler"i bir türlü sevemeyenlerdenim. Her seferinde çizgifilm biter iyilik meraklısı iyiler kazanır ve kötüler cezalarını bulur. Ve ben 'Yine iyiler kazandı e ne anladık bu işten' derim. Dün yine oturmuş çizgifilm izlerken "Yahu bırak bi kere de şu kazansın" dedim ve aklıma bunla ilgili bir yazı yazmak geldi.
*AKU-SAMURAY JACK: Aku yaaa!! En karizma kötülerden. Tam ben gibi gıcık birşey. O alay eder gibi konuşmasına kopuyorum :D Onunki pek yenilgi hali değil neyse ki.. O daha çok Samurayı oyuncak gibi oynatmakla meşgul. Onu tarihin en gıcık kötüsü seçtim :D

*ROKET TAKIMI- POKEMON: İşte benim çocukluğumun çizgifilmi. Şimdiki Beybılet falan fistanların yerine o zaman Pokemon vardı. Ve tabiki Pokemon tasoları. Hatırlıyorum hoca tüm sınıfın tasolarını zorla toplamıştı da bir poşet dolusu taso çıkmıştı :)
Neyse kötüler diyorduk :) Roket Takımında da olay aynıdır: Bir plan kurarlar, o uzun kendilerini tanıtma repliğini sabırla okurlar:

Jessie: Belaya hazır olun!
James: Hem de çifte belaya!
Jessie: Dünyayı yok olmaktan kurtarmak için!
James: Tüm insanlığı ulusumuzla birleştirmek için!
Jessie: Gerçeğin ve sevginin kötülüklerini açığa vurmak için!
James: Amacımız yıldızlara ulaşıncaya kadar!
Jessie: Jessie!
James: James!
Miyav: Ve ben de Miyav!

Jessie: Roket takımı her zaman ışık hızıyla hareket eder!
James: Ya teslim olun, ya da savaşa hazır olun!
Miyav: Miyav! Bu çok doğru!

ve her zaman Pikachu'nun yıldırımına maruz kalıp "Yine başaramadıııııık!!!!" şeklinde bağrışlarıyla uçarlar. Kıyamam yaaa :D Yaptıkları planlardaki emeğe yazık vala :D

*GARGAMEL- ŞİRİNLER: onun çirkinliğine bakmamak lazım. O kel kafanın altında büyük bir beyin mevcut :) Ayrıca o nefret dolu bakışları bence işte kötü budur dedirtiyordu :D Onun da o küçük mavi yaratıklara karşı yüzü gülmedi..


*TOM VE JERRY: Bu kadar çizgi film arasında adı önce gelip de filmin adamı olamayan tek kötü Tom malesef. Her seferinde kafasına bir şeyler yiyen, yüzünde dinamitler patlayan her planı boşa giden tom..Tamam o da rahat durmuyor belki ama br fareyle dost olması doğaya aykırı kardeşim. Kedi dediğin fareyi yer işte :D O da malesef doğa yasalarının bile yardımına yetişemediği bir karakter.

Aklıma gelen ve acıdığım bazı kötü karakterler bunlar. Elbette çizgi film dünyasında iyi-kötü mücadelesi bitmez ama şu yazarlardan çizerlerden kötülere karşı biraz daha insaflı olmalarını istemek fazla mıdır ki??


18 Haziran 2011 Cumartesi

Hanım, KemaL, Daçmin ve Dahası ...

  • Uzun zamandır yurt ortamı saolsun Tv denen kimilerine göre "aptal kutusu"na kimilerine göre "vakit geçirmek için var olan büyük icat"a hasret kalmıştım. Eve gelişimle beraber bu büyük hasreti yok etmek için var gücümle çalıştım :D
  • Dün akşam Hanımın Çiftliği çok şükür bir final koydu olaya. Bana yüz bölüm gibi gelen 70 bölümün sonunda böyle bir son bekliyordum açıkçası. Film baştan beri bir türlü ilgimi çekememişti çünkü. Annem zoruyla bakmak zorunda kalıyordum. Ama akşamki finalini beğendim. Kemal'i öldürmeleri her ne kadar kötü olsa da bunun kitapta yer aldığını düşündüm. Kemal'in ölümü sırasında koydukları türküler gerçekten güzeldi. Kemaall yaaa sabır abidesi yaratık... Tabi bir de Güllü Serap var. O da yedi Kocalı Hürmüz e özenip üçüncü koca olayına girdi ama üçüncü kocası da ölünce artık evlenmeyip çocuğunun anası olmaya karar verdi. Zaten ona Seraplık da yakışmamıştı ben onun Güllü halini seviodum saf güzel köylü kızı...:D

  • Hanımın Çiftliğinden daha önce tanıdığımız Muzaffer Bey var bir de tabi. Şimdi Canım Babam diye bir diziye geçti. Sanırsam böyle komik dizilere sit-com diyolardı. Artık ayrıntılı bilemiycem. Allah'm yaa bayılıyorum o adama. My favourite man işte daha nolsun :D Annemle oturup diziyi seyrediyoruz ben bağırıorum "Karizma yaa karizma!!" diye. Annem garibim de "Kız kendine gel" diyor :D Ama adamda duruş var boy var pos var ahlak desen o da var(dır heralde :D)

  • Bir de tabiki Öyle Bir Geçer Zaman ki var. Sanıyorum ki bir çok felaketin üst üste gelmesinden sonra izleyiciye biraz nefes aldırmaya karar verdiler ve geçen bölüme biraz mutluluk senaryoları serpiştirdiler. Bir türlü ismiyle hitap edemediği sevgilisi İnci HOCAnın azcık bir mutlu olmasını isteyen mete inciyi lunaparka götürdü. İnci çocuk gibi eğlendi. Ay bu lunapark olayında bizim sonerin Süleyman ı palyaçço oldu. Fransızca şarkı falan söyledi. Tam bir rezaletti. Adamın karizması iki paralık oldu yaniii :D
  • Diğer imkansız aşıklar Soner'le Aylin de gidip güzeeeelce bir tatil yaptılar deniz kıyısında. Oh vala hayat onlara güzel :)
  • Tabi bir de Survivor Faciası var. Ah o Derya yok mu o Derya. Adamda boy var pos var ama beceriksizlik desen yine onda avr. Ay deli etti beni yaa. Çocuğum az bir hızlı olsana dimi ama yaa!! Geçen gün erkek erkeğe gittiler güzelce rahatlarına baktılar. Yok güneş kremleri yok en güzelinden yemekler falan. O Daçmin kızımız da gariban gariban adada kaldı tek başına yazık :D Bakalım birazdan ya Daçmiiiin kızımız yada o Taner elencek. Hangisi gitcek görcez ama Taner in gitmesinden yanayım açıkçası. Kedi gibi miyavlamalar falan ne o yaa...
  • Şimdilik aklıma gelen Tv yorumları bunlar ama daha yaz boyunca bir sürü yorum yaparım ben tabiki.. Bakalım hangi dizide neler olacak..

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yok Böyle Bir Dans (saçmalık)

*Bu Çok sert bi eleştiri yazısıdır. Yazan kişi tamamen kendi fikirlerine dayanarak bu programı eleştirmektedir.

*adı üstünde ya! adıyla uyarıyor program resmen. yok böyle bir şey. olamaz da. şimdiye kadar yabancı yalakalığının bu kadar açık yapıldığı bi program olmadı.

* Olaya böyle daldım ama gerçekten çok öfkelendim. Herşey televizyonda cnbc ve e2 dair hiç bir kanalda adam gibi dizi bulamamamızla başladı. Biz de saf saf başladık dans programını izlemeye. Önce ufo gören masum köylü şaşkınlığıyla naptıklarını anlamaya çalıştık. Ya adamlar kadınlardan daha iyi kıvırıyor resmen. Hayır dansediyor demiyorum onlar hoca diye cewap gelecek biliyorum ama ben danslardan bahsetmiyorum. tamamen kıvraklıktan, kalça sallamadan falan bahsediyorum.
Hadi dedik ki bi gaydir ikisi gaydir oha canım bu hocaların hepsi mi gay ne bu?!!!!
*Yalakalık olayına gelince de.. Şimdi bu programda hocalar ve jürinin bi tanesi de yabancı. Biz orda espriler falan kakaka kikiki bunlar bön bön bakıp anlamış gibi gülüyolar. Bi tane de Lilia var ben ona kısaca Lili diyorum. Arka fona kötü karakterlerin giriş müziğini koyalım (dadada daaaan)

*İşte bu lili cadısı konuşulanlardan tek bişe anlamyıp el üstünde tutuluyo. Defneye de gıcığı var (defne joy fostera) bu yüzden 5 puan veriyo. Neymiş efendim Avrupanın bilmem ne kadar ünlü dansçısıymış. Orda işi bitmiş olsa gerek ki bize gelip dansediyo. Sonra da biz kalkıp yaranmak için bunun bilmem kaçıncı evlilik yıldönümü için balonlar güller falan ayarlıyoruz. Ulan banane. Benle mi evleniyo. Gitsin o kendi gibi oynak kocası ayarlasın. Ama olur mu o yabancı... Ayıp.. O misafir..

*Ben zaten o balon olayından sonra şartelleri attırdım ve kanalı çevirdim. Ama o kadarı bile yetti yani. İzlediğim neydi ben de anlamadım. Bu gece de böyle bi sinirle sona erdi.. Allah kimseye yaşatmasın :))