Günlükçe Bişe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlükçe Bişe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2024 Salı

Sarı Lüleli Çaki ile Tanışın

     Bir Çeşit Ben İşte, kulak tırmalayan bir çocuk çığlığıyla gözlerini açtı. Krem rengi yatak odasında, yatağındaydı ve bu çığlık kendi çocuğundan geliyordu! Yine! 

     Çocuğun arkasından "yapma annen biraz uyusun" diye yalvarır tonda konuşan Geveze'nin sesi geldi. Ah! Üniversite yıllarında olsaydı bu sahne gözüne ne kadar romantik ve pembe görünürdü. Sevdiği adam ve sarı lüleleriyle evin içinde koşturan 3,5 yaşında dünya tatlısı bir çocuk.. Ya da bir ÇAKİ!

    Ve bu Çaki bugün ikinci kez atıyordu bu çığlıkları. Neden? Annesinin elini tırmalayarak uyuyacakmış. Her akşam, gece yarısı ve öğle uykularında yaptığı gibi. Annesinin kendini prangalarıyla bir mahkum gibi hissetmesi dışında hiç bir sorun yoktu. Ve bu Çaki'nin öfke krizleri sanki giderek artıyordu. Bir Çeşit Ben İşte bu çocuk doğduğundan beri kesintisiz bir uyku uyuduğunu hatırlamıyordu. Sahi Cennet anaların ayaklarının altındaydı değil mi?

    Çığlıklar atan çocuk kesinlikle laf dinlemedi, odaya daldı. Bu kez de annesi tırmalanmak istemediği için öfke krizi geçirdi. Bir Çeşit Ben İşte pedagojik yaklaşımla anne-babasından gördüğü otoriter tutum arasında milyonuncu kez kaldı. Bu kez çığlıklar kendisinden geliyordu. 

    En son savaşı Çaki kusarak kazandı. Annesinin elini tırmalayarak uyudu kaldı. Ağlama sırası Bir Çeşit Ben'deydi. Kuruntu fabrikası beyni işlemeye başladı : 'Kendisi berbat bir anneydi. Çocuğunu travmalarla dolu bir şekilde yetiştiriyordu. Bu çocuğun en büyük travması kendisiydi. Zaten çocuğu kendine bağımlı etmişti. Herkesin evi bu kadar kaotik, çocuğu bu kadar inat ve takıntılı mıydı? Hayır! Bu çocuk şimdi böyleyse ilerde ne olurdu? Çok yüz vermişti çok...' Bu modern anne ile geleneksel anne söylemleri uzadı gitti.  Geceden de uykusuz kalan vücudu bu düşüncelerle bir kez daha uykusuz kaldı. Kafasını daha az duyma umuduyla mutfağa geçip yemek yapmaya koyuldu. 

    Annesinin dediği gibi çocuğun bu yaşları geri gelmeyecekti, kıymetini bilmeliydi. Acaba daha hangi yaşları gelecekti de bu yaşlara şükredecekti?  


19 Temmuz 2013 Cuma

Takıntılar ve Sorular İçinde Bir Çeşit Ben

Dışarıdan rahat görünen ama içinde kocaman bir takıntı yumağı büyüten Bir Çeşit Ben insanının akılalmaz derecede sıradan hayatındayız.

Bir Çeşit Ben o günlerde hayatındaki ağır monotonlaşmaya alışma çabaları içindeydi. Okulun son haftaları kuşadası, kongre, çeşme derken koşturup durmuştu. Eve gelip uzun bir dinlenme süreci geçirmiş, bir kere olsun "sıkıldım" dememişti. Ancak araya ramazan da girdikten sonra tüm günü bir koltukta geçirmeye başlamıştı. Yaşam kaynakları : bilgisayar, telefon, okuduğu roman, şarj aletleri, kulaklık vs. hep o koltuğun etrafındaydı. Adeta kendine ait bir yaşam alanı olmuştu orası.

14 Temmuz 2013 Pazar

Bu Sene Sooon Bi Yıl Sonraaaa...

Bir Çeşit Ben oruçla gelişen açlık duygusu yüzünden evde neye saracağını şaşmış durumdaydı. Günleri okuduğu roman, internet oyunları ve Hocaanım'ın deyimiyle vıt-vıt-vıt mesaj yazmak arasında geçip gitmekteydi. 

23 Ağustos 2011 Salı

UĞURDAN YOKSUN Bİ GÜN!

Gün, eleştiri yağmuruna tuttuğumuz yemekteyiz programındaki yaratıklara yani insancağızlara acıma günüdür blog!

Bugün iftara arkadaşlarımı davet ettim. İzmir'e gitmeden ne kadar görüşebilirsek kardır hesabı. Öle çok bi insan değildi davet ettiğim ama en azından Ben cağızın az bi yemekten anlayabiliceğini ne bilim bir yardım falan yapabildiğini tencerenin ucunu bucağını tutabildiğini gösterim diye düşündüm.

Düşünmez olaydım dedim. Olay şu: Sabah yani öğlen 12. Anne odaya gelir ve 5er saniye aralıklarla "uyan hadi uyan hadi " der durur. Her gün saat 4 sularında uyanan Ben annenin rüyada mı gerçekte mi bağırdığını kestiremez hatta annesinin bağırtılarını rüya senaryolarına karıştırıp yeni rüyalara geçer.

Saat 12.45 falan. Ben uyku mahmurluğuyla ilk iş mutfağa geçer. Yapmaya çalıştığı şey köstebek pasta dır. Ama uykulu yaa 8 kaşık yazan yeri değil de 3.5 bardak yazan yeri okuuur ve kendini sulu sulu bi kek hamuruyla bakışırken bulur.

Güç bela eklentilerle normal bir kek hamuru görüntüsünü alan hamurumsu şey fırına sürülür. Tadından herkes bihaberdir.

Sıra pizza poğaçalara gelir. Yapmaya çalıştığı şey tam olarak şunun gibi birşeydir.


Ben pastada yaptığı hatanın şokuyla uyku mahmurluğundan sıyrılmıştır. İşine özen göstermektedir. Sucukları, peynirleri doğrar. Hamuru yapmaya başlar fakat o da ne! Un eksik gelir. Bakkala gidebilicek insana benzeyen bişi evde bulunmadığından bakkala giden olmaz. Annesi öyle daha yumuşak olur bak şekil alıyor der. Öğretmen olan ve her gün 40 öğrenciye bağırdığı ses tonuyla 3 çocuğuna bağıran annesinin iyimserliği üstündedir. Hamurun kendini daha da salmaması için acelecek şekil verip fırına atarlar.
Ben: "huuuh bundan da sıyrıldık.." der demeeeez...

Pat elektrikler gider ve ben "yok biri bana beddua etti" demeye başlar. Annesi fırın çırağını arar gelsin alsın fırına götürsün, komşulara sorar tüplü fırınınız var mı? yok yok yok.. Ve birden elektrik gelir..

15 dk geçmeden ikinci facia.. Elektrik yine gider.. Ben isyanlardadır. "Anne bırak zorlama olmaması gerekiyormuş. Uğursuzum ben neye elimi sürsem bişi çıkıyo!"

Direk sonuç: Ben'in uğursuz olduğu inancıyla elini değdirmediği dolmalar ve köfteler sağ-salim pişer. Köstebek pasta olması gerekenden biraz daha şekerli haliyle büyük beğeni kazanır. Hatta fotosu da çekildi işte şurada :


Bir pişen bir duran poğaçalar sofrada tüketilir. Ve gün Twister adlı oyundaki garip pozisyonlardan dolayı gülme kriziyle güzelce son bulur. Mutlu son :D:D


ATARLI GENÇ İŞ BAŞINDA


* Eveeet sonunda bu “atar” lafını bana da söylettiler helal olsun!

*Bu odun da sonunda odunluğun doruklarına ulaştı. Sevgili, aşk, hele hele çıkmak, evlenmek bu kelimeler var ya artık kuscam. Daha 20sinden evde kalmş kız kurusu triplerine girmiş millet yaa.. Başka konu yok mu kardeşim. Yeter artık isyan ettim kafayı yedim. İşte bu kadar.

*
Ha sadece kızlar mı.. yok canım sadece kızlar olur mu? Erkekler de egosu tavan yapmış yaratıklar (alınganlıga gerek yok belli başlılarını kastediorm) olaraktan kendilerine aşık oldugumuz gibi bir kanıyla evlencem senle evlenmicem veyahut kardeşim yaa bana kız mı buldun helal sana muhabbetindeler.

*
Üniversite gençliğinde durum bu. Üniversiteye yeni başlayan arkadaşlara uyarı. 20 geç değil :D ölmüyosunuz kalmıyosunuz lütfen ama lütfen kafanızı çıkma muhabbetinden başka şeylere yorun ve farklı olun :D

*
Budur.

21 Ağustos 2011 Pazar

Başlamadan bi dinle :)

* Geçen yıl bu zamanlarda bu seneki arkadaşlar gibi okuldu kayıttı diye zırvalıklar için kalbimin hop hop attığını heycandan korkudan uyuyamadığımı hatırlıyorum. Hayatımdaki pek çok şey gibi o günlerin de pek tadını çıkaramadım sanırım. Ama bir yandan da o günler yepyeni bir ben olmaya karar verdiğimi hatrlıyorum. Okulun ilk günleri sınftaki herkesle konuşmaya gayret ediyordum. Amaç? belirsiz :)

* Ve evet tatil bitmek üzere (son 27gün :D) Güya ben ünv.2.sınıf öğrencisiyim artık. Tipe bak da inan yaa :D Neyse ben'i aşağılamayalım.

* Bugün biletimi aldım mesela. Bu birinin öldüğünü mezara konulurken anlamak gibi. Gideceğini biliyosun ama o bilet eline geçtiğinde aha gidiyoruz lan diyosun :(

* 3aylık hatta 4 aylık tatilim nasıl geçti anlamadm. Ama güzeldi galiba yaa. Kafamı meşgul eden bişi yok şu ana kdar. Arakadaşlarımla görüştüm bol bol artık skıldım burdakilerden hatta :D İlk defa bu yaz kitap okumadım ( bu iyi bişi mi bilmiyorum :)) Film izledim. Blogumu umursamadm. Galiba tek yaptığım milletle görüşmek ve evde pineklemek oldu. Şikayetçi myim? Tabiki hayır.

* Ha unutmadan bu yaz odunluğum zedelendi :( Anladm ki aşık olmak bana yaramıyo. İki günde diğer aptal aşıklara dönüyorum, odun olmanın aşıkken bi faydası yok, beni tınlamayana aşık olup bağlanmanın kitabını yazıyorum.. Odun olmamın nedeni buymuş Aşık olursan ölürsün :)) Yaşasın özgürlük :D Bunu millete de aşıladım tabiki şekil a:




26 Temmuz 2011 Salı

Ben'in Accayip Halleri

kara sevda kara sevdaaaa dedikleri daha ne olabilir ki :D

saçmalamasyonlara son hız devaaam :D ay iyice kafayı yedim bu ara blooog.. Aptal saptal oynuyorum müziğe gerek duymadan.. Görenler iice manyadı bu gibisinden yorum hyapıyorlar.. Ay çok sıkıldım anlayan yok.. Kop azcık ne olacak... Hele bir de bunu PDR olayına yoranlar var ya tam gülüyorum.. Misal kuzenim..

"Bu kız izmirlere psikoloji okumaya gitti iyice kafayı sıyırdı geldi.. Kız orda yapma bari akıllı sansınlar seni.. " vs.

Bu gittiğinde değişeceğini düşünme olayını daha da abartanlar da var tabikii.. ikinci misal kardeşim.. Yaptığım iğrenç esprilerde ve diğer iğrenç hareketlerde "Allah ım bu kız izmire mi gitti yoksa köyün birine mi??" ve daha nice yorumlar.. Değişmedim kardeşim sıkılıyoruuuuummm..

Lisede "sınıfın en sıkıldım"ı seçilip okul yıllığına bu şekilde adım yazıldıktan sonra "sıkıldım" lafını etmemeye çalışıyordum halbuki. Bunu farklı şekilde yansıtmaya başladım. Mesela ingilizce olarak yada böyle her sıkıldığımda aptalca hareketler yapıp sonrasında kendime gülerek :D Farkındayım biraz tımarhanelik bir durum ama SIKILIYORUUUMM..

Acayipliklerimden bahsetmeye başlamışken devam edelim de bu yazının da konusu benim acayipliklerim olsun bari. Yorgun olduğumda enerjik olup saçmalama katsayım artıyor ve her lafa bir şarkı sözü uyduruyorum. Bu da lisede kalmış saçmalıklardan biridir ve kızlarda sık görülür halbuki. Bkz:

arkadaş: "ne yesem yaa??"
ben: "dolapta ne varsa ye işte bee"
arkadaş: "dolapta sadece içecekler var.."
ben: "iç o zaman..
içelim güzelleşelim..
haydi gel içeliiim...
bu evrende bir tozsun.. Tarih seni unutsun.. haydi gel içelim"
arkadaş: "büyüksün :D"

Açlığım etap etap belli ediyor kendini.. Öncelik hafif bir durgunluk sonra bir enerji patlaması sanırsam bu son kırıntıları kullanma gibi birşey oluyor.. Daha sonrasında hiç susmayan Ben'in bir anda kocaman bir sessizliğe gömülmesi ve herkesi tersleyen bir tersleme bombasına dönüşmesiyle tamamlanıyor. Artık neye ters tepki versem 'Açmısın sen yine yaa biraz önce yemek yemiştin' cevabını alıyorum.

Ha kimsenin normal tepki vermediği bir de arabesk sevdam var :D Seviyorum lan damar müzik dinlemeyi.. Bazen bunları son ses açıp kırolar gibi bağra çağra söylüyorum :D

Millete gıcıklığına 'Hacı, Laan, Evladım, Kızıııım' şeklinde seslenmeye bayılıyorum :D Mesela anneme
'Hacı bir çay da ben alsam ya..'
Ama bazılarında bu pek hoş karşılanmıyor.
'Kalk al kız hacıymışş!!'

1 Temmuz 2011 Cuma

Ben'in Mutlu Tatil Halleri :D

*Tatilin tadı çıkmaya başladı sonunda blogcanım.. Geziyoruuum tozuyorum. Arkadaşlarımı görüyorum. İzmir'i simitin üstündeki susam tanesi kadar özlemedim.. (Ne lan bu cümle! deme arada böyle aptal miktar belirteçleri kullanıyorum.)

*Dün akşam uzaktan bir arkadaşımın
abisinin kınasına gittik arkadaşlarla. Süperdi yaa! Tüm kurtlarımızı döktük. Kurbatlığın* sınırlarını zorladık. Kendi hür irademle gidip apaçi müziği çalarmısınız dedim ve ısrar edip çaldırdım o kadar yani! :D (Bkz kurbat: Antakya dilinde çingene. Ama Antakya'da herhangi birine kurbat demek kavga nedenidir. Bense sınıfta adı kurbata çıkmış biriyim :D) *Kınada damadın annesi yani kaynana gayet mutluydu. Oynuyordu ediyordu ne fitne ne fesat bişe yoktu... Üzerinde biraz düşününce farkettim de iki kadının anlaşmasından daha zor birşey varsa bir gelinle kaynananın anlaşması olsa gerek yaa! Hak veriyorum yani boşa kavga etmiyorlar. Düşünsene sen 9 ay+evlenene kadar her türlü fedakarlığı yap et,herşeyden kıs yeter ki çocuğum ii olsun hesabı..Günün birinde elin kızı herşeyi yok sayıp sahiplensin.. Gel de sinirlenme yani :D E gelin de haklı büyüttün tamam hak veriyoruz. Hakkın ödenmez de hep senn mi olsun bu çocuk bırak onlar da aile olsun falan :D

*Lan blog! Bu insanları anlamıyorum. Neden bu kadar rahatlar ve bir kez olsun fedakar olmayı denemiyorlar??!! Dün bir arkadaşımla tartıştık. Nedeni herşeyini saklaması. Ya bir insanın özeli olur ama herşeyi özel olmaz. Birşeyler paylaşamıyorsan bu da arkadaşlık olmaz. Hayır samimiyiz diyorsun da herşeyi saklıyorsun. Değilsek söyle mesafemizi bilelim dimi?! Bu bütün erkeklerde böyle midir yoksa söylediğim arkadaşın ketumluğundan mı kaynaklanıyor?


*Bugün babam benzin almak için arabayı durdurduğunda farkettim de insanları dışardan öylece izlemeyi çok seviyorum. Tanımama gerek yok. Mesela araba yıkama makinesinin (onun bir adı olabilir belki ama bilmiyorum bilen varsa sölesin :)) sırasında bekleyenleri izliyordum. bir kadın elinde cam-sil ile arabanın içini temizliyor,önündeki arabada bir adam cep telefonuyla hararetli hararetli bir şeyler konuşuyor vs. Böyle günlük eften püften işlerini yaparken onları izleyip gülümsüyorum. Beni izleyen biri olsa Allah bilir ne düşünür :D


*Yarın da sınıf pikniğimiz var. Sevdiğim-sevmediğim kim varsa hepsini görmek için sabırszlanıyorum.


*Evvet blog sana okul ve apartman manzaralı balkonumdan Joi Ho
(buyrun siz de dinleyin) müziği eşliğinde seslendim. Şimdi gidip charlie'nin çikolata fabrikasını 5. kez izlemeliyim :D Bir sonraki yazıya kadar bol yorumlu günler :D

23 Haziran 2011 Perşembe

*Blog blog what's up bakiyiim :)) Walla I'm happy very şükür... Ay bu iğrenç Türkçe-İngilizce karışımı dil için kusura bakma blogcan. Bu ara İngilizce dersine başladım. Sertifika almak için. Tabi maksat zaman geçsin tatil boş geçmesin. Arkadaşlarla sabahın 8inde gidiyoruz. Okul için kaldıramıyorlardı şimdi tatil tatil kurs için kalkıyorum umarım bu sertifika birgün işime yarar...


*O gün çooook şükür "Ya Sonra"yı bitirebildim. İzledim demiyorum çünkü daha önce izlemeye başladım internetten. Partlar bozuldu bıraktım. Bu defa bi daha başladık kuzenimle izlemeye. Aynı yerde bozulmaz mı!!! Ayyy fıtık öldüm. Tepindim yerimde resmen. Amaa tabiki yüksek sabır ve hırsla filmi başa sara sara bitirmeyi başardım.


*Eh yorumsuz bırakmak olmaz tabi. Film Özcan Deniz'den beklemediğim kadar güzeldi. Ama zaten bir türlü mantığını çözemediğim ve büyük bir cesaret örneği saydığım evlilik olayına daha bir soğudum açıkçası. Şimdi burda uzuuun uzun "yani nasıl oluyor da..." diye başlayan sorularımı sıralamıcam :D Sadece filmi izlerken tek bir soru oluştu kafamda ' Şimdi bunlar 18 yıldır çıkıolar 7 yıldır evliler, bu adam bu kadar bencil, bu adam bu kadar sorumsuz ve bunlar hala sabırla evliler mi yani?!' dedim sadece :D

*Bir de "Çırak" diye bir kitap bitirdim bu ara. "Cerrah"ın devamı. Süpper bir kitap yaaa!! Acayip gerilimli. Kitap okurken "kaç kaçç!" diye bağıran nadir insanlardanım :))

13 Haziran 2011 Pazartesi

*Ben geldiiim.. evet yine uzuunca bi vakit yazamadım ama açıkçası azcık bi üşendim :)

*Bi sürü bi sürüüü anlatcaklarım var tabiki.. Ama nerden başlasam ki.. En güzelinden başlayayım tatiiiiil :) Bi haftadır ölümüne tatildeyim.. Ama bu benimkisi msnde çevrimiçi çevrimdışı olmak gibi birşey. Sadce tatil modundayım. Hani öyle normal insanlar gibi geziyorum tozuyorum falan değil. Hayır şimdi gelmişsin taaa izmirlerde hem de hasretle bi gez dimi.. Ama hiç canım istemiyor yaa zorla çıkarıyorlar evden.. Neyse böyle işte sonuçta tatil yani mekan fark eder mi :)



*Bu arada blogcum biz ev-lendiiiik :D Yani artık karşında ev sahibi üniversite ikinci sınıfa giden bir kızcağız duruyor. Tabiki ben her zamanki üçkağıtçılığımı, üşengeçliğimi ev işinde de ortaya koyup "Ben öyle yemeğin şusu eksik busu fazla pişmiş olayıyla uğraşamam bulaşığı alsam olmaz mı" dedim ve kabul edildim :)) Kendime ait odam da var ohhh mis :)




*Ya arkadaş ben bu her bi haltı face e yazma hevesini anlamıyorum. Gecenin bi körü acayip bir fırtına var hatta gecenin bi saatine kadar ölü gibi uyuyabilen ben bile çığlık çığlığa uyanıyorum korkudan... Öyle bir hava işte. Benim zeki arkadaşlarım da korkmayı bırakmışlar face e yazma derdindeler. Hayır bir gün kıyamet kopcak o zaman da dertleri face olacak merak ediyorum....




*Bir de bu gecenin bi vakti uyanmalar var. Nedenini anlayamıyorum. Kafayı yicem. Nerdeyse her gece 3-4 gibi uyanıyorum ve geri uyuyana kadar bi hal oluyorum. Buna bi çare bulmak lazım...


*Malesef aklıma başka anlatacak bir şey gelmiyor. Bu tatil böyle geçmez yarın arkadaşlarımla buluşmaya başlıcam bakalı nasıl geçicek..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Şafak...

* Şafak saymaya başladım blog. 2 hafta sonra annem gelecek kuzenimin mezuniyeti için ondan bi hafta sonra da ben gidiyorum Allah ın izniyle.. İçim bi rahatladı ki anlatamam. Sakinleştim bi silkindim kendime geldim yaaw :D

*Haftaya finaller başlıyo ve ben neyime güvendiğimi bilmeden hiçbi dersten not alma gereği duymadm.Onu bırak dersi dinlemedim bile. Haftaya bidiğin yusuf yusuf olup gezcem bakalım..

*Onun dışında hala üniversitedeki şaka olayına alışamadm ben yaa.. Kafayı yicem. Şimdi olay şu normalde lise ortamında herkes hala ameledir bi geçiş dönemi, haremlik selamlık bi ortam falan vardır şakalar belli sınırlarla yapılır dimi... di :) Burda kızlı erkekli gruplar var ve orda askerlik arkadaşı gibi +18,19,...30a kadar türlü espriler yapılıyo.. Ona da alıştım inan blog.. O kadar ki artık ben herşeyi fesada çeker oldum.. Ben yaa beni bile bozdular :D ama alışamadığım bi şaka türü var.
"Benle hala çıkmıcan mı?"
Bunu söleyen çocukla önce güzelce tartıştık. Tartışmaya katılmayan kalmadı ortalık karıştı. Sonra biz bozuştuk bayaa bi süre. Şimdi yine aynı şaka. Bu şaka yapılıo millet gülüo. Hatta "tabi kızım ondan iisni mi bulcan" diyenler çkıo. Ama ben şöle oturaklı, zekice bi cewap bulamıorm. Herşeye car car konuşurum o konuda bi cewap yetiştiremiyorum :@
Şöyle oturtmalık,zekice bi cwp bulan olursa bekliorm :))

*Bu yurdun en gıcık old.m ikinci şeyi bu int.in 12ye kdr açık olması :@:@



12 Mayıs 2011 Perşembe

Fazlaca Bunalım Dolu Bir Yazı Okumasan da Olur


*Yurtta tek başına çekimleri tekrar başladı blog. 5 kişilik odada 3 kişi kalıyorduk zaten diğer ikisi de evine gitti dinlenmeye. Tek kaldım. Ama bu yalnızlık garip bir şekilde iyi geliyor. Kitap okuyorum, radyo hep açık, bilgisayar hep yanımda..

*Bu ara ben de dahil herkeste bir bıkkınlık var. Geleli 4,5 ay oldu. Artık kimse kimseye tahammül edemiyor. Herkes birşeylere alınıyor. Ben bile geçen hafta gururumdan vazgeçip ağlama nöbetleri geçirmeye başlamıştım kafayı yicem sandım. Ama bu hafta daha ılımlı düşünmeye başladım. Yavaş yavaş farkettim ki herkes ben gibi...

*Televizyon izlemeyi özledim blog yaa kardeşlerime sataşmayı, saçma sapan konuşup insanları deli etmeyi ve gözlerindeki o soru işaretlerini görüp mutlu olmayı..

*Üniversite olayının mantığını çözemedim bi türlü bu arada. İlkokul çocuğu gibi ödev yapıp duruyoruz. Kitap alıyoruz özet çıkarıyoruz falan. Üniversiteye kapağı atmaya çalışmak üniversiteyi bitirmeye uğraşmaktan daha kolaymış be! Makale olayı bitti şimdi de bilgisayar dersi için final ödevi olarak bi slaytla uğraşıyorum. Ayrıntılarla uğraşmaktan bir hal oldum ama bakalım yetişecek mi..

*Bu ara kimseyi takmamaya hiçbir şeye alınmamaya ve gülümsemeye çalışmakla uğraşıyorum buna ne kadar dewam edebilirim belirsiz... :(

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Biz biz Üniversiteliyiz Biz


*Blog çok çok acelem var. O yüzden çok çok acele yazıp gitcem :)) Aslında şu an makaleyle uğraşıyor olmalıydım ama arkadaşımın ödevini hocasına gönderme bahanesiyle burdayım.
*Nargile denedim blog :D Kocaman bir hayalkırıklığına uğradım yaa! Dumanı çekiyosun üflüyosun. Daha ilk içişte "EE!??" dedim. Bu muydu yani oldum. Ne bekliyodum bilmiyorum ama ilk hani bişiler olmalıydı dimi :p Amaa sonradan bişiler oldu m
alesef al sana eee dedi resmen o nargile bana bi güzel çarptı. Sarhoş gbi oldum cümle kuramıyorum kafamı toplayamıyorum. Sağolsun etrafımdakiler de bi güzel dalga geçtiler :D

*O gece "Umut" diye bir film izleyelim dedik odadaki kızlarla. Yok arkadaş bir daha yanında biriyle duygusal film izlemek mi Allah korusun. Lan zır zıır ağlıyolar filme odaklan odaklanabiliyosan! Bıraktım izlemedim artık..
*Bu ara üniversitenin bahar şenlikleri var. Üniversitenin üniv. olduğunu anlayabildiğim tek etkinliği.. Dün gece konsere gidelim dedik. TNK diye bir grubun konseri. Adamları tanıdığımızdan değil maksat hep beraber bişiler yapmak. Gittik eğlenebildiğimiz kadar eğlendik. Çok güzeldi ama her güzelliğin bir sonu var tabi. ya da bedeli.
Çıkışta içip sapıtanlar bağıra bağıra coşanlar sayesinde baya huzursuz olduk. Sonra ailemin yurdu araması gerekiyordu ama ben onlara "ben konsere gidiyorum yurdu aramanız gerekiyor" şeklinde izin cümlesi olmaksızın bir cümle kurunca onlar da olayı inada bindirip yurdu aramadılar. Ben gece 1'e doğru yurda girdiğimde diyalog:
-Şule nerde kaldın biz en fazla 10a kadar izin veriyoruz biliyorsun?
-Abla otobüs gecikti konserdeydim.
-Ailen de aramadı?
-Arıcaklardı bilmiyorum.. ( Bu arada baya uykulu gözleri kapanan bir şule olunca karşıdaki uykudan daha çok şule nin içtiği kanısına yöneliyor. Cemaat yurdunda içme cesaretini gsterdiği içinde büyük ihtimalle Allah ıslah etsin diye düşünyor.)
-Ne oldu sana?
-Abla uykum var yorgunum otobüs baya yordu hadi iyi geceler...

*Neyse blog şimdilik bu kadar yeter. Moral olayına girmeyelim herşey hala karmakarışık ama anın tadını çıkarmaya bakıyorum ;)

25 Nisan 2011 Pazartesi

Ben'in Karmaşık hali ?!?

* Uzun zaman oldu yazmayalı blog. Bu arada bi sürü olay bi sürü şey oldu. İnsanların ne kdr çok değişebileceğini daha ii anladım bu ara. İnsanlara alıştım sanıyordum ama alışamamışım.



*Vizelerimizi olduk bu ara.. Neyse ki alıştığım bi onlar varmış daha az stresle grdim sınavlara. Sonuçlar da fena değil gibi..


*Okul ikinci dönem daha bir yoğun oldu yaa. Sunumlar,ödevler vs. geçen dönem şikayet ediyordum çok boş yaa ne bu falan diye. Al sana der gibi herşey üst üste geldi. Şimdi Bir makale ödevimiz kaldı işte. Sorsan ne biliyon makale hakkında diye iki cümle kuramam :D Hoca da sağolsun içeriğe dair hiçbir şey öğretmedi. Daha çok nokta nereye konur aktaran kelimesinden sonra nokta mı virgül mü yoksa noktalı virgül mü konur onları anlattı. Ona sadece noktalama işaretlerinden oluşan bir kağıt vermek istiyorum :D


*Bu kadar yoğunluktan kurtulmak için bir kaçamak yaptım. Aydın'a geldim. 5gündür burdayım ve evden çıkmadım resmen. Televizyon televizyon ve cep telefonu arasında mekik dokudum :)




*Televizyonda hala aynı şeyler. Ben en son yarıyıl tatilinde izlemiştim dizileri. O günden beri hala bi değişiklik yok. Aynı olaylar aynı kişiler.. Bir tek Öyle Bir Geçer Zaman ki yi seviyordum onda da sağolsunlar cemileyi fatmagül etmişler o da gitti :)




*Bilgisayardaysa kendimi Disney in çizgifilmlerine verdim. Bayılıyorum yaa çok tatlı çizimler :) Karmakarışık'ı ve Megazeka'yı izledim. Süperler yaa. Tabi ev ahalisi benim hala büyüyemediğime karar verdi ama bunda o kadar bir yanlışlık da yok zaten hala çocuk ruhumdan kurtulamadım :p




*Böyle işte blog bir yandan iyi gibiyim bir yandan kötü.. İnsanları anlayamıyorum ama neden dert ediyorum onu da bilmiyorum. Eskiden 2dostum vardı sınıfta dışarda hep beraberdik. Diğer gruplara hep 3 kişi katılırdık. Şimdi bir çok kişi var arkadaş olarak takıldığımız bu yüzden sorunlar da büyüyor. Bazen keşke o kadar vurdumduymaz olsaydım ki hiç bir şeye takılmasaydım diye düşünüyorum.. Bakalım nolacak ?!?

23 Nisan 2011 Cumartesi

Bir Mime Yetiştim

evet bu sefer mim olayına yetiştim sanırım :) deep beni duyularımızla ilgili bir konuda mimlemiş. Ben de cwplayayım :)

* En sevdiğin 3 görsel: Saçlarım fönlüyken aynadaki görüntüm :D Kordondan deniz görüntüsü vee venedik resimleri

*En sevdiğin 3 ses: annemin sesi, pikaçunun sesi :D ney sesi...

*En sevdiğin 3 tat: Çikolataa!! Kek hamuru :) vee kiraz..

*En sevdiğin 3 koku: yağmur sonrası toprak kokusu, kekik kokusu, kına kokusu

*En sevdiğin 3 his: Denizle kum arasındaki o ıslak kumlarda yürürkenki his :) yumuşak bir yastığa sarılırkenki yumuşaklık hissi, tombik yanaklı çocukların yanaklarını sıkma hissi :D

Yeniden kavuştuk blogum inş. bu sefer o kdr çbk kopmayız :))

10 Mart 2011 Perşembe

Görüşmeyeli...

*Bloguuum I miss you vala yaa :D Daha bugün gazetede digitürk-blogspot ve google la ilgili bir yazı okumuş ve bir kere daha emeklerime acımıştım. Biraz önce bi deniyim yaa dedm o "mahkeme kararıyla.." diye dewam eden yazıyı bekleyerek.. Veee açıldııın :))

*Blogcum bakma böyle keyifli keyifli konuştuğuma. İnsanlık için kolay benim için çoook zor günler geçirdim. Normalde bile isteye ortalığı karıştırır sonra da bişi olmamış gibi davranırım (ki genelde kavga da ordan çıkar :)) Ama ilk defa ben hiçbişi yapmadm ve yine suçlu ben oldum be blog. Neyseki herşey varlığına bol bol şükredeceğim insanlar sayesinde düzeldi. Farkettim ki stresli olaylar karşısında çok zayıfım. Anında tepki veriyor vücudum titremeler sinir krizleri vs...Ve farkettim ki insanları kaybetmekten normalden fazla korkuyorum.. Zayıııf zayıf :(

*Bunun dışında bugün buralara daha çok alıştığımı anladım. Artık insanlar yabancı gelmiyor o kadar en azından uzaylılarmış gibi düşünmüyorum :D

*Bu arada kendi hür irademle psikolojik bi kitap aldım. Belki az bi ilgi duyarım bir merak falan olur diye ama okurken öyle uykum geliyor ki.. Bildiğin uykum kaçtığında gelsin diye okur oldum. Nolcam ben böyle bilmiyorum.

*Bu ara herşey karışık geliyor blog.. Aşk nedir, niye her şarkı sözü yazışımda sen aşıksın diye tepki veriyorlar, aşıksam benim neden haberim yok, neden hiç sıkılmadan boş boş duvarı izleyebiliyorum, morona mı bağlıyorum nedir gibisinden bana felsefi gelen sorularla uğraşıyorum. Durumum vahim galiba. Ne zaman düzelcem acaba?

*Hııı bu ara açıldım ayrıca. İlham perim bana geri döndü galiba affetti beni. Ne zaman yolda yürüsem dizeler düşüyor aklıma şiirler yazıyorum. Öyle özlemişim ki şiir yazmayı. Sınav derdi falan derken hiç yazmıyordum ama artık mutluyum yazdıkça yazasım geliyor ve yazdıkça rahatladığımı, hafiflediğimi hissediyorum..

*Kendime dua falan etcem blog. Olmuyor böyle. Ben böyleyken insanlara nasıl yardımcı olcam diyip duruyorum kendime gelmeliyim....

27 Şubat 2011 Pazar

Bir ÇeşiT Ben Havadis


*Merabalaaarr.. İzmire geldim geleli sonunda bir bilgisayar bulabildim ve buraya yazma fırsatım oldu. Anlatacak bir sürü şey var. Ama ilk olarak mimlenmişim ve beni mimleyen arkadaşlara bana attırdıkları "Ayyy mimllenmişimmm!" şeklinde tepki vermemi sağlayan arkadaşlara teşekkür ediyorum :) Biliyorum blog oldukça görmemiş davranıyorum ama sahiden ne mim ne ödül görmemiş biriyim ben :)

*Bloog! ilk uçuş deneyimimi yaşamış bulunuyorum :) Harika bir şeydi yaa.. Böle ilk havalanırken basınçtan dolayı seni alttan ve üstten tost yapıyolarmış gibi hissediyosun sonra düzeliyosun.. Bulutlar böyle pofuduk podufuk ya insanın yatak misali üstünde zıplyası geliyor. Bir bulut tarlasında gibi oluyosun. çook güzel.

*Bunun dışında sinir bozucu bişi daha oldu tabi.. Been tam 19 yaşımda ilk uçuş deneyimimi yaşarken öğrendim ki bi kadının tatlı mı tatlı bebeği (ya 2 yaşında ya daha küçük) 10.kez uçuyormuş var mı böle bişi ya şoka uğradımm!

*İzmir'e ulaştığımızda ilk gelişimdeki o tedirginliği yaşamadığımı farkettm ve çok mutlu oldum. Yalnız hissetmiyordum ve çoğu yer tanıdık geliyordu. insanlar güvenilmez değildi çantamı elimden çekip götürceklermiş gibi de gelmiyordu :D Güç bela yurda ulaştım odadakiler de normaldi. Ama herkesten ve herşeyden önce ben normaldim yaa.. Ya kabullenmezlerse ya beni yalnız bırakırlarsa demiyordum.. Deriiin bir ohhh dedim anlıcağın blog :)

*Corbycim sayesinde yurtta sahiden eskisi kadar sıkılmıyorum.. Aslında diyolar ya bakış açını değiştirmek gerek diye. Galiba benim bakışımın değişmesi de bunda etken olabilir.

*Yurtta bunun dışında durmadan film izler olduk. Kessinlikle izlenmesi gereken bir film izledim :) Bay V.. Medyanın etkileyici özelliğini bu kadar iyi anlatabilir bir film ve aslında bugünkü Türkiye'ye de bu kadar uyabilir ordaki karmaşa ve diğerleri... Müthiş bir filmdi..,

*Bahar geliyor ne kdar odun olursan ol ister istemez için bi kıpır kıpır oluyor. Güneşi hissedip mutlu oluyosun. Yok ya kış iidir güzeldir ama bahar başkadır sahiden.. Bu ara böyle bahar sayesinde bir uçasım kopasım coşasım var :D

*Anlıcağın bu ara çok şükür keyfim yerinde blog. İnşallah böyle dewam eder.. Kendimim blog yaa kendimim.. Bütün dalga geçiciliğimle, inadımla, bazen alınganlığımla, gülüşümle ben beniiim :D

20 Şubat 2011 Pazar

Gitmeye Sayılı Zaman Kala


*Bloog annem duymasın ama ben yine grip oluyorum galiba :'( Tabiki aynı hastalık replikleri baş ağrısı, nefes alamama, huysuzluk.. off..

*Aslında huysuzluğumun tek sebebi hasta olmaya başlamam değil. Gidecek olmamın da büyük etkisi var. İzmir'e yani.. 2 gün sonra gidicem. Valiz davası, eksikler için alışveriş stresi ve bir çok sinir bozucu olaya başladık yine. Bir ay nasıl geçti naptım nettim anlamadım doğrusu. Biliyorum bir değil üç ay tatil olsa yine yetmicekti bana.. Ama ne bilim yaa.. Neden kimse giderken etkilenmiyor da ben bu kadar etkileniyorum onu bilmiyorum ya neyse...

*Ama güzel bişiler de oldu bu arada. Düün yepyeni bi telefonum olduuu.. C3 içimde kaldı ama dokunmatiğim oldu. Sonunda bizim külüstür de tarihe karıştı :) Bu yeni teknoloji harikası miniğim sayesinde (tmm teknoloji harikası kısmı bi abartı olabilir ama kendi açımdan yorumluyorum :)) yurtta daha az sıkılacağımı umuyorum..

*Maalesef İzmir'de sana daha az iç dökebilicem blog. Ama yazılarım daha yoğun olacak merak etme.. Orda yapacak pek bişi olmasa da (yurtta sıkılmak ve okulda sıkılmak gibi) gezdiğim yerleri falan anlatmaya çalışıcam her fırsatta...

17 Şubat 2011 Perşembe

Durum: yazı öncesi gerilim




Midemde bir şey var. Aç değilim. Tok da değilim. Canım şekerli ya da tuzlu bir şey istemiyor..
Deli gibi yazasım var. Ama yazack bir şey yok..
Offf..
Bu çok sinir bozucu..
Ama başladım yazmaya..
Beğendim de.. Bu kolay gerçekleşen bir durum değil..
Anlayacağın blog.. Ben bir şeyler yazıcam.. Ciddi ciddi yazıcam taşkala (antakya dilinde geyik:) değil.. Ama sıkıntılıyım.. Bazen kitaplarda okurdum. Yazarlar kitaplarını yazmadan önce böyle bir ruh haline bürünürlermiş. Kimseyle konuşmaz cevap wermez hiçbir şeyi beğenmez, hep birşeyler ara ve bekler gibi bir hal alırlarmış.. Haşa ben yazar falan olamam ama sanırım okuduklarımı şimdi daha iyi anlıyorum..
Düşüün düşün ...tur işin :)

13 Şubat 2011 Pazar

Öfkeliyim Ama Pdr Namına Susuyorum!


*Yarın okul açılıyor. Ama ben hala evdeym. Ve daha 9gün daha burda olmayı planlıyorum. Açıkçası İzmir'i o kadar isteyip de kazanmama neden hiç içimden gelmiyor gitmek bilmiyorum..

*Okul ve yurt kabuslarıma giriyor. Mesela o gece kendimi yurtta gördüm. Nası bir kabustu o!! Farkında bile olmadan hırsızlığa bulaşıyordum. Yurt müdürünü gördüm. Her zaman binbir şikayetle gelir zaten kadın.Hapşursam şikayet edecek. Rüyamda da görünce öyle kadına ayrı bi nefretim uyandı. Hayırdır inş. ne diyim...

*Çocuğuyla fazla ilgili insanlardan nefret ediyorum. Bu bi psikolojk danışmana uygun bir düşünce olmayabilir ama elimde değil!
Olay şu lise sonda ilginç bir Almanca Öğretmenimiz vardı. Derste son derece disiplinli hatta disiplinliden de öte katı biriydi. Bu o kadar da kötü bir şey değildi çünkü korkumdan öğrenmeye çabalıyordum. Şu an kafamda 5'ten fazla Almanca kelime bulunmasa da o zamanlar belli bir çaba koyuyordum ortaya (derste not tutan nadir öğrencilerden olma gibi) Son sınıfa gelince tabiki ingilizce almanca gbi dersler fazla işlenmiyor. Daha çok test çözmekle uğraşıyorsunuz. Off o stres dolu günler.. (onları bile özledim.) Düşünsene blog biz orda sinir stres testle boğuşuyoruz. Adam gelmiş:
-"Arkadaşlar size geriye dönme fırsatı verilseydi sayısal mı seçerdiniz eşit ağırlık mı?" diye saçma sapan bir soru soruyor!!
Derdi ne mi? Efendim kızı bölüm seçecekmiş de hangisini seçseymiş?!!!! O an kalkıp 'başka hiç derdim kalmadı hocam hadi kafa kafaya verelim. Belki bölüm bulabiliriz o karar verme yeteneğinden yoksun kızınıza' diye bi çemkirik geldi içimden.
Neyseki o dersi de seneyi de hayırlısyla atlattım. Ama bugün kabus geri döndü. Bu defa da adamın karısı annemi aramış (kendisi annemin arkadaşı) kızı sayısaldan eşit ağırlığa geçmiş. Pdr düşünüyormuş benle konuşmak istiyorlarmş. Yok artık dedim başka bir şey diyemedim.. :(( Amaa psikolojik danışman olcaz ya; ilk sınıfta olup bölümün mantığını çözememiş bile olsak bilgilendirmemz gerek. O bölüm kıza uymasa bile uyar gibi motive edici sözler söyleyip gelecek kuşakları böylelerine hazırlamak gerek dimi!!!

Not: bu yazı bi Akide Şekeri tarafından izlenip yorumlara maruz kaldığından tamamlanamamştr.
Not2: Sevgili akide şekeri bu bir dedikodu değil bir iç çöküştür :D