Dünya üzerinde Tom Hanks'in oyunculuğunu sevmeyen var mıdır bilmem. Özellikle Yeşil Yol, Forrest Gump, Er Ryan'ı Kurtarmak gibi klasikleşmiş filmlerden tanıdığımız Tom Hanks bu kez politik komedi türünde bir filmle konuşturmuş oyunculuğunu.
Filmografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filmografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2014 Salı
Havaalanında Bir Yaşam Mücadelesi / Terminal Filmi
Bugün, izlemek için çok geç kaldığımı düşündüğüm bir filmi anlatmak istiyorum. Terminal'i...
2 Eylül 2013 Pazartesi
Yazın Ne İzlesek Vol:4 / Corelli'nin Mandolini
.Bugün yaza o kadar da uymayan bir filmden bahsedeceğim. Corelli'nin Mandolini romantik, dram türünde..Daha yaza doyamamışken nerden çıktı dram dimi.. Dram dediğin birazcık da üzerinde battaniye, elinde peçeteler ve sıcak kahveyle kimse görmeden izlenir gibi... Ama bu biraz da yavaş yavaş sonbahara adımlarımız olsun :)
14 Ağustos 2013 Çarşamba
Yazın Ne İzlesek Vol:3/ Tiffany'de Kahvaltı
Nostaljik filmler kuşağına da girebilecek bir filmden söz edeceğim bugün. 1961 yapımı romantik filmi Tiffany'de Kahvaltı... Audrey Hepburn'ü bir çoğumuzun bizim kuşağımızda olmasa da şu resimle görmüşlüğümüz vardır. Ben de oyunculuğunu merak ettim ve bir filmini izleyeyim dedim. Oldukça da beğendim.
4 Ağustos 2013 Pazar
Yazın Ne İzlesek Vol:2 / Gün Doğmadan
Gün Doğmadan, bir trende tesadüfen tanışan iki gencin Celine ve Jesse'nin hikayesini anlatıyor. Jesse, Celine'e hiç parası olmadığını ve ertesi gün trene bineceğini ve tüm gün dolaşacağını söyler ve kendisine eşlik etmek isteyip istemediğini sorar. Böylece tüm gün eğlenceli ve romantik dakikalar geçirirler...
Filmin konusu böyle..Ancak film aslında hepimizin düşündüğü şeyleri dile getirmesi açısından önem kazanıyor.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Yazın Ne İzlesek Vol:1 / Roma'ya Sevgilerle
Yaz tatili hepimiz için dinlenmek, gezmek, dönem boyu görüşemediğimiz insanlarla görüşmek için var tabi. Ancak bizim gibi bir grup için de kalkmadığımız koltukta zaman geçirmeye çalışmakla geçiyor :) Böyle zamanlar için en güzel aktivite film izlemek elbette.
Yazın beni gerim gerim germesindense can sıkıntımı unutturup beni gülümsetecek filmleri tercih ediyorum.. Ne kadar vıcık vıcık aşklar olsa da romantik komediler bunun için çok uygun. Ancak Roma'ya sevgilerle bu vıcık vıcık aşklardan çok tesadüfler hatta kötü tesadüfler üzerine bir film...
Yazın beni gerim gerim germesindense can sıkıntımı unutturup beni gülümsetecek filmleri tercih ediyorum.. Ne kadar vıcık vıcık aşklar olsa da romantik komediler bunun için çok uygun. Ancak Roma'ya sevgilerle bu vıcık vıcık aşklardan çok tesadüfler hatta kötü tesadüfler üzerine bir film...
4 Şubat 2013 Pazartesi
The Artist (2011)
The Artist, teknolojik gelişmelerle birlikte sessiz filmlerden ses-görüntü birlikteliğinin yakalandığı dönemde oluşturulan George Valentine'in hikayesini anlatıyor.
The Artist dönemi anlatabilmek için tamamen dönem filmlerine uyarak sessiz film şeklinde yapılmış ve bu da filme harika bir tat katmış. Sessiz filmi sadece Charlie Chaplin'den tanıyan bizler için dönemi çok iyi anlatan bir film. Ayrıca gururun, aşkın en eğlenceli şekilde anlatıldığı bir film.. Kesinlikle tavsiyedir :)
The Artist dönemi anlatabilmek için tamamen dönem filmlerine uyarak sessiz film şeklinde yapılmış ve bu da filme harika bir tat katmış. Sessiz filmi sadece Charlie Chaplin'den tanıyan bizler için dönemi çok iyi anlatan bir film. Ayrıca gururun, aşkın en eğlenceli şekilde anlatıldığı bir film.. Kesinlikle tavsiyedir :)
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Atatürk'e Veda
Zülfü Livaneli'nin yazıp yönettiği Veda filmi çokça konuşuldu. Atatürk'ü anlatan bir çok film ve kitap gibi eleştiriler aldı. Bugün Veda'yı izledim ve...
Bugüne kadar Atatürk'ü anlatan sayısız kitap, sayısız film oldu. Çocukluğumuzda cepheden cepheye koşan, Cumhuriyet'i ilan eden, meclis kuran o lideri; büyüdükçe bambaşka tanır olduk, bambaşka tanıtıldığını gördük.

Siroz dediler, çok içerdi dediler, aşk hayatı çok hareketliydi dediler. Yazdılar, çizdiler. Onu kötüleyenler özel hayatını, dine bakışını ve daha neleri kullandılar. Hakkında çok yazıldı. Öyle ki "Atatürk'ü sevmiyorum" diye bir cümle kuran insan gördüm. Başbakanın nedense isim vermeden ülkesine davet ettiği bir insanı savunan bu insanlar Atatürk hakkında böyle saçma şekilde konuşuyorlardı. 'Ben bu cümleyi kuramayabilirdim, başka bir ülkede başka şartlarda olabilirdim' diye bir an düşünmeden...Bir film yıldızından ya da geçici şarkıcılardan hoşlanmadığını ifade eder gibi...
Atatürk hakkında böyle işine geldiği gibi konuşan insanlar çok fazlaymış meğerse.. Çocukluğumuzdaki gibi tüyleri diken diken olarak İstiklal Marşı okuyan gençlik yokmuş şimdilerde. Büyüdükçe bunları görür olduk. Bu konuda ciddi anlamda öfkeliyim.
Filmden bahsedecek olursak.. Ben ne bazı eleştirilerdeki gibi Atatürk'ü göklere çıkaran ne de eksik bir film olduğunu düşünüyorum. Atatürk'ün özel hayatına da cephelerdeki komutanlığına da son derece uygun bir şekilde mesafeli yaklaşılmış. Eleştirileri de özellikle okudum ve filmin içeriğiyle ilgili Can Dündar'ın Mustafa filmindeki gibi öyle büyük tartışmalara yol açmadığını gördüm.

Başta oyuncuların tanıdık olması nedeniyle o zamanları ve Atatürk'ü anlatamayacağını düşünmüştüm. Ancak dekor- makyaj ve kıyafetler gerçekten de o zamanları yaşatır haldeydi.
Hele de müzikler... Selanik'i, o zor zamanların duygusunu gerçekten hissettiriyor. Latife Hanım'ın da Fikriye Hanım'ın da birer müzik enstrümanı çalmalarıysa bence o zamanların kadınlarının nolursa olsun kendilerini her şekilde geliştirdiklerinin açık bir kanıtı bence.
Kısacası filmi çok beğendim. Ve herkesin izlemesini öneririm ;)
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Ciddi Bir Film İncelemesi

Nefes-Vatan Sağolsun filminin senaristi Hakan Evrensel in yazdığı Anadolu Kartalları beklentilerin üstünde bir film bence. Özellikle Türk Hava Kuvvetleri tanıtma ve öneminin anlaşılması anlamında ciddi anlamda etkili bir film.
Nefes filminden farklı olarak öyküye sahip bir film. Pilotların hava ve yer olarak ayırdıkları hayatlarındaki psikolojileri, arkadaşlıkları, bağlanma ve özgürlük kavramları çok iyi anlatılmış. Daha da özele girmek gerekirse Ana karakter olan Çağatay Ulusoy'un canlandırdığı Onur'un sevdiği kızdan nolursa olsun vazgeçmemesi, babası öldüğünde hissettikleri çok çok iyi yansıtılmış mesela.
Öğrendiğim kadarıyla filmin çekimi için ciddi bir hazırlık süreci olmuş. Özellikle senaryo falan oluşturulmadan yani henüz senarist Hakan Evrensel'in Hava Kuvvetleri hakkında bilgi edinme aşamasında yaklaşık 2 buçuk ay 6-7 üs gezilmiş. Bu geziler pilotlarla sabah 5'te kalkmalarından gece 2'de kalkış yapan pilotların yanlarında bulunmaları gibi geniş bir kapsama sahipmiş.
Bunlardan sonra tek söyleyebileceğim Türk Hava Kuvvetleri ve pilotları anlamak için mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğudur ;)
21 Nisan 2012 Cumartesi
Biraz Dram Biraz da Bilimkurgu
Beattleship filmi dün gösterime girdi. Biz de tesadüfen ona gitmiş olduk. Film aksiyon, gerilim ve
bilimkurgu türlerinde. Amerikan yapımı olan film Hancock'un yönetmeni Peter Berg tarafından yönetilmiş. Normalde uzaylı filmlerini o kadar sevmem. Şimdiye kadar uzaylılarla ilgili tek beğendiğim film 4.tür idi. Ancak Beattleship özellikle savaş sahneleri açısından oldukça etkileyici. İzleyicide hiç bir zaman "Tamam bak şimdi insanlar şöyle yapacaklar uzaylıları yenecekler" ya da "Uzaylılar son dakika golüyle öne geçecek dünya da onlara kalacak" gibi bir tahmin oluşmasına izin vermiyor. Her dakika merakla izliyorsunuz.
Ünlü Amiral Battı oyunundan uyarlanan filmde Alex Hopper ve ekibi dünyayı tehdit eden uzaylılara karşı denizden, karadan ve havadan olağanüstü bir hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film..
Ege'de küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla bir ülkenin değişimini anlatıyor film. Gerçek bir hikayeyi konu edinen filmde Çağan Irmak yörenin insanlarının sıcaklığını oldukça etkili bir şekilde yansıtmış. Mübadele yılları, öteki olma, bir yere ait olamama ve insanları insan olarak sevmenin önemini masalsı bir şekilde anlatılmış. İzlemeden önce biraz Babam ve Oğlum havası taşısa da izledikçe daha farklı olduğunu anlıyor insan. Bir de filmi izledikçe 'Allah'ımmm yaz gelsin!' diyorsunuz :)

"Şunu bilin ki; insanın ettiği kötülüğü akrep bile etmez insana. Cümle mahlukat dile gelip aman diler ama insan dediğin durmaz; kıyıp da geçer."
Dedemin İnsanları
10 Şubat 2011 Perşembe
Eat,Pray,Love

Filmin aslında kitabını okumak istiyordum ama zaman bulunca kitabı aramaktansa izlemeyi tercih ettim. O iğrenç çeviriye rağmen ben filmi beğendim.
Konu olarak eşiyle problemler yaşayan ama bunu açığa vurmayan bi kadndan bahsediyordu başta. Fakat kadın aslında ne o eve ne de yaşadığı hayata ait olduğunu farkediyor ve bir geziye çıkıyor. Bu arada Tanrı'yı arıyor ve çeşitli insnlarla tanışıyor. Tanrı'yı arama, ibadet etme, sakin yaşama ii de tek başıma hiiç tanımadığım yerlere gidebileceğimi sanmıyorum :)
Ama film kişisel gelişim kitabı gibi. İnsanı kısa süreli bi gaza getiriyor. İçinde gerçekten hayat ve ölüm dengesi hakkında güzel diyaloglar var. Bu yüzden insan filmde kendinden bir şeyler buluyor.
Filmi izledikten sonra yüzümde aptal bi gülümsemeyle çikolatalı yaş pasta yapmaya gittim :) O arada bir de radyoyu açmıştım. Maksat bir ses olsun. Sonra radyodaki adam birşey için altını çize çize BEDAVA diyordu. Öğrenci adamız ya algı direk parasız şeylere odaklı :D Hatay'ın kurtuluşunu yaz bi boşluk bırak bilmem kaça gönder diyordu. Ödülün ne olduğunu bile anlamadan gdip bir ansiklopedi buldum. O an bi manyaklık yapcam ya.. o kadın gibi dünyayı da dolanamam ya.. önüme çıkan ilk manyaklığa giriştim. Cevabı bulup söylediği numaraya gönderdim. Ödül 300lira değerinde Digitürk paketiymiş :D Sonra adam radyoda adımı söyledi. İlk defa birinin adımı söylemesini bu kadar beğendim,kazanmış olduğumdan olacak :D bakalım yarın arayacaklar nolacak. Kazanırsam btün gün nickeledeon da çizgi film izlerim yaa süpper olur :D
4 Şubat 2011 Cuma
Bu Kadar Gerilim Yeter!!

*Bu blogu yazan insan sabahın 5buçuğunda uyuyup 10unda geri kalkan bi rekortmendir :) en azndan kendi çapında bi rekortmendir :)
*Tabiki o saate kadar yapabileceğim tek şey film izlemekti. ben de öyle yaptım. Bu ara yani en azndan Zindan Adası filminden sonra psikolojik gerilim türü filmlere merak saldım. Bilmem kaç yılın en iyi psikolojik gerilim filmleri diye bir liste buldum. Ve 23 numarayı izlemeye karar verdm.
*Ama yeter. Dengem bozuluyor kardeşim. Filmdeki adam herşeyden (kromozomlarımız, dünyanın ekseni, ismi dahil) 23 sayısını çıkarıyor. Sayının kendisini takip eden bi lanet olduğuna inanıyor. E tabi hayal gücü geniş olan ben kalkıp onu taklit ediyorum ve ben de 23 sayısını aramaya başlıyorm :))
*Zindan Adası kadar olmasa da güzel bir filmdi. Ama karar verdm uzunca bi süre psikolojik gerilim türü filmler izlemicem komediler ne güne duruyor dimi ama :)
31 Ocak 2011 Pazartesi
Milyoner

İnternette face'te takılmak (chat,yorum,tarla ekip biçme :)) ve bika. sitede oyun oynamak dışında yaptığım bir şey varsa o da film izlemek. Ben de 'bu kadar film izliyorum madem bari bunlar hakkında düşündüklerimi yazim beğendiklerimi tavsiye ediyim bari. Durmadan hava-su muhabbeti olmuyo' dedim. Ve en beğendiğim filmlerden biri olan MİLYONER (slumdog millionaire) geldi aklıma.
Konusu Hindistan'da geçiyor.Burdan bir gencin kim milyoner ister? programına katılıp tamamen kendi yaşamındaki anılarla hayatının değişmesini anlatıyor. Gerçekten harika bir film. Öğrendiğim kadarıyla film daha Türkiye'de sınırlı olarak gösterimdeyken bile birçok ödül ve övgü almış ve bence bunu hakediyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)





