5 Haziran 2012 Salı

Örtmeniiiiiim Cenker Kalemimi Vermiyoooo

Bir Çeşit Ben'in eve geldiği ilk gün onun için azap olmuştu. Ha öyle olay molay da değil. Tek sıkıntısı sıkılmaktı.

Bu yıl Bir Çeşit Ben için umut dolu, hayal dolu, mutluluk dolu, sıkıntı dolu, gözyaşı dolu bir yıl olmuştu. Hem duygusal olarak hem de ders, ödev vs olarak olabildiğince yoğun bir yıl geçirmişti. Koskoca bir buçuk yıl kafasında bir Geveze gezip durmuştu, kolay mıydı? Yediğinde, içtiğinde, taktığı lenste hep Geveze'yi düşünmüş, 'Çocukum yedi mi, içti mi, lensini taktı mı?' diye bir takıntılara girmişti.
Ha Bir Çeşit Ben bu kadar düşünmüştü de Geveze kendisini bir an düşünüp 'Şu kız bir toparlansın' falan demiş miydi? Hayır.. Bir Çeşit Ben de kimseye güven olmaz türünden bir ders aldım şeklinde bir Pollyannacılık yapıyordu yine.

Neyse aynı mevzulara dalmaya gerek yok.. Yıl o kadar yoğun geçince Bir Çeşit Ben tatilin ilk gününü bir çeşit boşluk paniğiyle geçirmişti. 17 saatlik yolculuğun ardından evdeki hoşgeldin merasimini atlatmış ve boşluğun farkına varıp paniğe girmişti. Bir uyumuş, iki uyumuş olmamıştı. Film izlemiş, sıkılmıştı. Daha önce nasıl yaşıyordu? Geçen yaz kafasında Lokum vardı. Bu yaz kimse ve hiç bir şey yoktu. Aslında bunun tadını çıkarmalıydı.. Akşam geçmek bilmedi. En kısa zamanda bir şeyler bulmalıydı.

Sonraki gün annesi kızındaki sıkılganlığı farketmiş ve onu öğretmenlik yaptığı okula götürmeye karar vermişti. Bir Çeşit Ben hazırlandı, makyajını yaptı. Ve okula gitti. Okulun son haftası olduğu için fazla öğrenci yoktu. Böylece az sayıdaki öğrencilerle baş etmek kolay olmuştu. Öğrenciler o kadar gereksiz sorular soruyorlardı ki :
"Örtmenim örtüyü seriyim mi?"
"Serme yavrum ye onu.Yemek için var o örtü. :S" demek isterdi mesela ama tabiki sabırlı öğretmen böyle demezdi
"Ser tabi. Arkadaşına söyle sana yardım etsin."

"Örtmeniiiiim Cenker kalemimi aldı vermiyooo!"
"O kalemi alıp kırar ikinize de uygun bir şekilde...." demek isterdi ama onun yerine
"Cenkercim neden aluyosun arkadaşının kalemini hadi ver bakiyiim geri" demesi gerekiyordu.

Bir Çeşit Ben, bir çeşit psikolojik danışman adayı olduğundan dolayı annesi onu okulun rehber öğretmeninin yanına yolladı. Bir Çeşit Ben de gördü ki kadınla gayet güzel sohbet ediliyordu. Zaten öğretmen kısmısının dedikodusu hep öğrenciler ve idareydi. Çocukluğundan beri Altın Günü, bilmem ne yemeği vs. herşeyde dedikodular böyleydi o yüzden bir türlü "Aaaa Ayşe Hanımın gızı o gün şunla görülmüş" dedikodularına alışamıyordu. Dedikodu dediğin "Şu 3-E deki Ali yok mu yaa onun velisi gelmiş o gün. Okulu birbirine katmış" şeklinde olurdu...

Rehber öğretmen anlattı da anlattı. Bir Çeşit Ben de dinledi de dinledi. Sonra sınıfa döndü. Annesi yokken çocukların dikkatini çekme yolları keşfetti. Mesela bir hikaye okuttu. Sonra anlattırdı, saçma salak sorular sordu hikaye hakkında. Sonra müzik açtı. İşte bir apaçi olsun, bir kolbastı olsun... Sınıfı düğün salonuna çevirdi.

Günün sonunda anladı kiii; ne o sınıftan sınıf olurdu ne de Bir Çeşit Ben'den doğru düzgün öğretmen.. Günü böyle bir ders çıkararak yorgun argın tamamladı. Mutluydu, huzurluydu...

2 yorum:

  1. Örtmenim örtüyü seriyim mi?"
    "Serme yavrum ye onu.Yemek için var o örtü. :S" demek isterdi mesela ama tabiki sabırlı öğretmen böyle demezdi.

    haha çok güldüm buna :D Öğretmenlik = sabır demek olduğunu lisedeyken , bir sınıfta 8-9 yaşlarında kırk kusür canavarla başbaşa kaldığımda anlamıştım
    Zamanla alışırsın belki :))

    YanıtlayınSil
  2. Sen baya erken öğrenmeye başlamışsın öğretmenliğin zorluğunu ya.. Bakalım ilerde mecbur alışcaz galiba :)

    YanıtlayınSil