13 Şubat 2013 Çarşamba

Evin Senin Huzurundur Yavrum

Dışarda yemek yemesi gerektiğinde garsonları "Bu bizi doyurur mu sizce?" sorusuyla şaşkınlığa uğratan insan çeşidi Bir Çeşit Ben'le beraberiz.


Bir Çeşit Ben, tatilde arkadaşlarıyla görüşemedikçe bir çeşit ev kızı olma yolunda evrim geçirmeye başlamıştı. Pasta,börek yapmadan günü geçmiyor, evde dağınık gördüğü herşeyi düzeltmeye çabalıyordu. Kızının bu hallerinden annesi Hocaanım pek bir mutlu olsa da Bir Çeşit Ben; kardeşleri Çirkin Kral ve Depresan tarafından dalga geçilmekten hiç memnun değildi:
"Hamarat mı oldun seen.. ay maşallah kızımızaaa"
Hocaanım'sa hiç bit fırsatı kaçırmıyordu:
"Kızıım başıma bi ağrı girdi. Şuraları elektrikli süpürgeyle süpürüver hadi.. 
xxx teyzenler gelcek şu güzel kekinden yapıversen?"

Hatta olayı abartıp:
"Bir Çeşit Beeeen şu mesajı YYY teyzene gönder bakayım"
İsyana gelen Bir Çeşit Ben'se 
"Öğretmen kadınsın anne yaa göndersene kendi mesajını" demekten kendini alamıyordu.

Evrim süreci gittikçe hızlı ilerliyor ve bu süreç Bir Çeşit Ben'e kilo alma şeklinde yansıyordu. Bir Çeşit Ben, bir çeşit obez olarak dönmekten korksa da ağzı boş olunca kendini kötü hisseder hale gelmişti.

O gün kuzeni gelmişti. Sonunda evden çıkma şansı bulan Bir Çeşit Ben kendini avm denen "canı sıkılanlar yuvasına" attı kendini. Antakya küçük yerdi. Görmediği insan yine kalmamıştı. Bağlarını zor da olsa kopardığı lise arkadaşları, lisede zar zor vazgeçtiği platonik aşkı Sempatik ve daha kimler kimler. Antakya'ya geldiğinde birilerini görmeyi bekler olmuştu artık. Sempatik'i görmek de farzdı. Lise arkadaşlarıysa saçma sapan sorularla huzurunu kaçırıvermişlerdi.

Eve geldiğinde sofrada herkes koyu bir sohbete daldı. Televizyondaki programlardan, tanıdıklarının dedikodularına geçtiler. Bir Çeşit Ben o an ailesi için şükretti. Anladı ki ev denilen şey nolursa olsun huzurdu...

8 Şubat 2013 Cuma

Kahve + Dedikodu

Narı elinde teek tek yiyemeyip, bir tabağa biriktirip kaşık kaşık yemeyi adet edinen rahata düşkün insan Bir Çeşit Ben'in hayatındayız...

Bir Çeşit Ben 4 gün boyunca evde durduktan sonra "Off tatil böyle olmamalıydı" şikayetlerine başlamıştı. Antakya'daki arkadaşlarının okulları başlamıştı. Bir kısmı gezmelere gitmişlerdi. O da mecbur kuzeni Havuç Salatasının yanına gidip az bir ortam değişikliği yaptı kendince.

Sonraki gün kendisi gibi evde oturmak ve akraba ziyaretleri yapmaktan sıkılmış olan Hisli Kız yalvarırcasına "Dışarı çıkalııııım" diye mesajını gönderivermişti. Sonraki gün için sözleşmişlerdi.

O gün her zamanki gibi uzuun uzun sohbet ettiler Hisli Kız'la. Hisli Kız çıksam mı çıkmasam mı dönemleri yaşıyordu. Sevgili olmadan sahiplenme, kıskanma durumlarındaydı ve bu durum canını sıkıyordu. Bir Çeşit Ben onu çok iyi anlıyordu.. Ancak neredeyse her ilişkide var olan o sancılı dönemden çıkmak için yapılabilecek bir şey bilmiyordu.

Sonrasında Hisli Kız her zaman olduğu gibi Bir Çeşit Ben'e fal baktı. Artık bir kız buluşmasında yapılacak klasik şeylerden biriydi fal seansı. Harika şeyler çıktı falında. Elbette Geveze'yle durumları da faldan sonra sorulması şart durum haline gelmişti. O gün Bir Çeşit Ben, Geveze'siyle internette görüşmüştü. Bir tesadüf eseri Geveze bütün ailesine Bir Çeşit Ben'den bahsetmek zorunda kalmıştı. Ve o gün Bir Çeşit Ben'e o olayı anlatmıştı. Bir Çeşit Ben'in ağzı kulaklarına gitmişti. O da heyecanla anlattı Hisli Kız'a olayı.
Dedikodu denen şey tarihten beri boşuna kadınlara yüklenmemişti elbette.

Hisli Kız, Bir Çeşit Ben'in bütün hayatını biliyordu neredeyse. Onun adına çok mutlu olmuştu. Ve yaz tatilinde anlattığı kişilerle karşılaştırıp "Onlarda hiç böyle anlatmamıştın bak çok sevindim yaa yüzün gülüyo" demişti.

Bir Çeşit Ben çok mutlu olmuştu. O gün Hisli Kız'la ayrılırken onun ve diğer arkadaşlarının hep yanında olmasını istediğini düşünmüştü.

7 Şubat 2013 Perşembe

Biz Size Geldik Mimlendik

Ortalıkta dolaşan bir mim vardı. İmrenmeden edemiyordum tabi ben de :) Su perisi ve pera sağolsunlar beni de mimleyivermişler.. hemen başlayayım cevaplamaya..

1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?
genelde istediklerine ulaşabilen biriyim. Yani hayallerim bir şekilde gerçekleşiyor. Ama şu an hangi birini yazsam karar veremedim..Gayet odunca "Evet geldi" diyip geçiyorum :)

2- Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?
Risk almayı sevmem.. Kesinlikle sevmem hatta.. Ama sevgilime ikinci kez güvenmem girdiğim en büyük risk sanırım.. Sonuç; henüz riske girmekten pişman olmadım ;)

3. Almayı düşünüp de alamadınız neler var?
Etrafımdaki insanların söylediğine göre durmadan bir şeyleri isteyip de alamıyormuşum.. Ben pek farkında değilim :) Bu da benim durmadan bir şeyler istememden kaynaklanıyormuş.. pehh :p

4- Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (Asla beyaz giymem vs.)
Leopar asla giymem sevmem ıyk :p

5- Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?
Nefret ettiğim huy ikiyüzlülük...Nefret ettiğim insanlar da haksız oldukları konularda bile üste çıkan insanlar..

6- Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?
Midesiz :D

7- Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?
İtalya

8- Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?
Yemek yapmayı deneyebilir.. Beceriksizse yalnız denemeli :) Mum ışığında Mehmet Erdem'den olur ya şarkısını sabaha kadar dinleyebilir :)

9- Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsanız?
Benim hayal ettiğim nikahta masalarda kocaman şamdanlarla mumlar var.. O şamdanlardan birini suratına geçirebilirim sanırım...

10- Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?
Evet inanırım..

11- Sizi yazmaktan soğutan olaylar?
Blogumu okuyan tanıdıklarımın "Böyle böyle yazmışsın hayrola? Yine şuna döktürmüşsün.. Ya da bak şimdi bu ne der" lafları!!! Cinnet!

12- Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?
Maço olsun.. Öyle ince ruha falan gerek yok..vursun masaya yumruğunu :p Becerikli olsun işten kaçmasın.. Aslında bundan bi liste çıkarabilirim :)

13- İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
Kesinlikle kaderini yazar...

14- Aklınıza ik gelen ingilizce kelime hangisi?
Wonderful... söylenişi çok hoş değil mi :)

15- Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?
"Bu yazdıklarım aramızda kalsın" gibi saçma ama merak ettiren bir şey olurdu herhalde :p

16- Blogger olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?
Bir sitede mutlaka yazıyor olurdum...

17- Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?
Bırakırım.. olayı zorlamanın pek de gereği yok o saatten sonra

18- İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?
Filozof... (Evet utanıyorum :))

Mimi yapmak isteyen heeerkese armağan ediyorum ;)

4 Şubat 2013 Pazartesi

The Artist (2011)

The Artist, teknolojik gelişmelerle birlikte sessiz filmlerden ses-görüntü birlikteliğinin yakalandığı dönemde oluşturulan George Valentine'in hikayesini anlatıyor.
The Artist dönemi anlatabilmek için tamamen dönem filmlerine uyarak sessiz film şeklinde yapılmış ve bu da filme harika bir tat katmış. Sessiz filmi sadece Charlie Chaplin'den tanıyan bizler için dönemi çok iyi anlatan bir film. Ayrıca gururun, aşkın en eğlenceli şekilde anlatıldığı bir film.. Kesinlikle tavsiyedir :)

2 Şubat 2013 Cumartesi

Bir Yeni Kulak Misafiriniz Var

Sonunda evine kavuşan sevindirik insan Bir Çeşit Ben'in hayatındayız.

Bir Çeşit Ben 18 saatlik otobüs yolculuğunda bir kez daha insanların ne kadar çeşitli olduğunu anlamıştı. Her şey yanındaki kızla kısa bir süre yer değiştirmeleriyle başlamıştı. Öndeki adamın koltuğu yatırmasıyla kız koltuğa sığamamıştı. Bu yüzden yer değiştirmek istemişti. Bir Çeşit Ben çok konuşulan minyonluğuyla çok rahat sığmıştı. Ancak resmi giyimli adamın kucağında uyuyormuş gibi hissetmekten kendini alamamıştı.

Sonrasında adam uyanıp yanındaki gence "Ben yolda çok güzel uyurum" demişti. Bir Çeşit Ben'in "Evet farkettik zaten" diye fısıldamasıyla kızla kahkahalara boğulmuşlardı. Tanımadığı biriyle böyle gülmek garip ama güzel gelmişti.

Sonra adam ve yanındaki çocuk koyu bir sohbete dalmışlardı. Tabi Bir Çeşit Ben de yapacak bir şey bulamayıp onları dinlemeye başlamıştı. Çocuk halkla ilişkiler 3.sınıftaydı ve tanınmış bir markette çalışıyordu. Sesi Bir Çeşit Ben'e acayip huzur verici gelmişti. Derslerde öğrendiği kadarıyla marketlerdeki farklı satış politikalarını anlatıyordu."Mesela" diyordu "Benim çalıştığım markette sebzeler marketin son kısmındadır ve market arabaları normale göre daha büyüktür. Böylece insanlar marketin sonuna kadar arabalarını bolca doldururlar." Bir Çeşit Ben daha önce o markete defalarca gitmesine rağmen buna hiç dikkat etmemişti.

Öğrendiği kadarıyla çocuğu dinleyen şık giyimli, rahatına düşkün adam da öğretim görevlisiydi. Bir Çeşit Ben adamın neden o kadar dik yürüdüğünü o an anlamıştı. Adam çocuğu zorlamak için "Hükümetin halkla ilişkilerindeki politikasını nasıl bulduğu" gibi sorular yönlendiriyordu ancak çocuk her bir soruya oldukça ilgiyle ve bilgili bir şekilde cevap veriyordu.

O ara çaprazdaki kız telefonundan Bir Çeşit Ben'in gittiği okulun sitesine giriyordu. Korku ve endişeli gözlerle notlarına bakıyordu. Bir BÜT mağduru da o olmalıydı.

Arkadakiler ise apayrıydılar. Kız hiç tanımadığı kıza oturmuş hınçla kaynanasından bahsediyordu. Bir Çeşit Ben çok şaşırmıştı. Nasıl bir öfkeyle dolmuşluktu ki o tanımadığı birine bile dert yanıyordu.

Eve geldiğinde Bir Çeşit Ben evdekileri çok özlediğini farketmişti. Mutluluğu ve özlemi çenesine vurmuş gibi durmadan konuşup gülüyordu. Sofrada otobüstekileri anlatınca herkes onu casuslukla suçlamıştı. Oysaki kimler kimleri dinliyordu.

30 Ocak 2013 Çarşamba

Anne Kafamda BÜT Var!

Evde tek başına hali tam olarak "Ahh eğleniyor kendi başınaaa ah neşesi yeter" şarkısıyla eşleşen Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Bir Çeşit Ben, Aydın'daki akrabalarından dönerken evde yalnız kalacağı 4 gün 3 gecelik süreyi kafasında yıllar haline getirmişti. Eve gelirken eve hırsızların girmesinden tutup da durduk yere bayılıp kimsenin kendisini bulmamasına kadar 40 tane oscar adayı senaryo yazdı.

Her zamanki gibi kafasında besleyip büyüttüğü senaryolar balon olup uçmuştu. Hatta tam tersi yalnızlık iyi bile gelmişti. Arayan sorandan geçilmese de Bir Çeşit Ben kendini evinde en iyi şekilde ağırladı. Kimseye hazırlama fırsatı bulamadığı güzel sofralar hazırladı, Evdaşının yapamadığı için dalga geçtiği makarnayı yaptı.

Sonraki gün sınava girmek için okula girdiğinde kendinden utanıyordu. Nasıl BÜT'e kalırdı. Bu kadar yıldır iyi kötü atlattığı dersleri nasıl bu kadar kötü hale getirmişti. Okulda insanların içlerinden kendisiyle dalga geçtiğini gördü. Kafeteryada her vize ve finalde kendisine bakıp duran çocuğu görmek bile rahatlatamamıştı. "Üzgünüm bugün baktığın için havaya giremicem.Şu haline bak BÜT'e kalmışsın hala kafana dank etmemiş" diye söylendi içinden elalemin çocuğuna...

Sınavı beklemediği kadar kötü geçti. Sınavdan çıktığında kendine saymadığı hakaret kalmamıştı. Herşey kötüydü, İzmir'lerde tek başına boşa mı kalıyordu ve daha neler neler...Üstüne bir de annesi Hocaanım aradı. Bir Çeşit Ben öfkeliyken arama gafletinde bulunan Hocaanım'a açtı ağzını yumdu gözünü "Ne nasıl geçti Hocaanım yaa! Geçti işte ne hemen arıyorsun ki!" Hocaanım kendi üniversite anılarıyla kızını sakinleştirmeye çalıştı ve dualarla niyazlarla telefonu kapadı. Bir Çeşit Ben o an annesine acıdı. Gariban, çilekeş Hocaanım kapris çeşit ben kızının 21 yıldır her türlü asabiyetine katlanmıştı. Bir Çeşit Ben pişman olsa da arayıp özür dilemeyi gururuna yediremedi.

Sonraki iki gün daha vahim durumlarda buldu kendini. Gece uyuyamıyor, gündüz yemek yiyemiyor, uyuduğu iki saatte gireceği İstatistik sınavı yüzünden sayılar görüyordu. Daha kötüsü de midesi bozulmuştu ve ergenler gibi sivilce çıkarmaya başlamıştı. Stres-panik ve diğer felaketli hisler ona hiç yaramıyordu.
Aslında her şey sınava gelenlerin korku dolu okulu uzatma hikayeleri anlatmalarıyla başlamıştı.

İstatistik sınavından kalanlar olarak o akşam toplandılar. O akşam Bir Çeşit Ben, Dağınık sayesinde gülme krizlerine girdi ve çok rahatladı. Dağınık'a sataşmak çok eğlenceliydi. Farketti ki insanlar kendisi kadar o hikayelere kulak asmamışlardı.

Kafasındaki BÜT'lerden kurtulur kurtulmaz otogara koşmayı planlayan Bir Çeşit Ben kendini böyle rahatlatmaya çalıştı.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Kadın ile Erkek Her Yerde Aynı

Soğuklar yüzünden çatlayan dudaklarıyla inatlaşıp habire ısıran Bir Çeşit Ben insanındayız.

Bir Çeşit Ben kuzeni Havuç Salatasını gitmekten umudu kestiği memleketine uğurlamıştı. Arka fonda "Boynuuu bükükler" çalıyordu. 
Hazırlığını yaptı ve çok özlediği otogarına koştu. İşte tanıdık bir yer.. İşte ev sıcaklığı, ikinci evi; otogar... 

Otogarda çok fazla kalamadı tabi. Aydın'a doğru yola çıktı bir kez daha. Bebek ağlamaları, susmak bilmeyen çocuklar eşliğinde 3 saat geçirdi. Yan koltuktaki kız bir dezze tarafından esir alınmıştı. İçinden "Hahaaa yandın kızım sen..şimdi çek o dezzenin konuşmalarını" diye kötü kötü güldü. Gerçekten de bir saat sonra baktığında kadın hala kıza bir şeyler soruyordu ve esir kız sıkıldığını belli etmemeye çalışarak kısa yanıtlarla kadını geçiştiriyordu. Otobüste yan koltuğa oturan teyzeler bir çeşit lanettiler.

Bir Çeşit Ben Aydın'da Edım ile Favva'nın evinde kalıyordu. 3 çocukları vardı ve sonuncusu henüz bir yaşına giren Maviş bebekti. Edım ile Favva insanlığı temsil eden çifttiler. Edım, insanlığın vurdumduymaz erkeği, Favva insanlığın trip atan ve bir türlü neye trip yaptığı anlaşılamayan kadınıydı. Edım her seferinde ya yanlış bir şey söyler ya da yanlış bir davranışta bulunurdu. Favva her zamanki gibi kızıp surat asardı ama Edım bir türlü yanlışını anlamazdı. Ve inatla hiç bir zaman "Neyin var be kadın naptım" demezdi. 

Favva, Edım'ın konuşmalarına tersçe cevaplar verirdi, suratını asardı, Edım'ı görmezden gelirdi. Edım olayı direk kendini affettirme aşamasına taşırdı. Yanlışını sormak ona göre değildi..Evin içinde önce çocukluklar yapar, sataşırdı. Sonra da 
"Hayatıım, karıcım..Bak hala surat asıyor.Bu anneniz var ya bitirdi beni. Başka bir kadın getircem görecek o" derdi. 

Kendini tutamayan Favva da 
"Nereye getiriyorsun sen ya.. Git al o kadını da nerde yaşarsan yaşa diyorum." diye tepkisini koyardı. 

Bu arada çocuklar da olaya karışır "Baba yaa o kadını istemeyiz" diye atlarlardı konuşmaya. Bir yandan gülen Edım bir yandan da "Ama oğlum bak istediğin yemeği yiyebileceksin" diye vaatlerde bulunurdu. 

En sonunda Edım'ın çocukça hareketlerine, sataşmalarına dayanamayan Favva gülmeye başlardı ve olay kapanırdı. Bu her seferinde konu nolursa olsun böyle giderdi. Kimse Favva'nın asıl derdini öğrenmezdi. Onlar insanlığın odun erkeğiyle anlaşılmayı bekleyen kadınının temsiliydiler. 

Bir Çeşit Ben, onları dizi izler gibi izliyordu. Kimi zaman gülme krizine giriyor kimi zaman Edım'ın nasıl bu kadar rahat olabildiğini sorguluyordu. 

Edım ile Favva'nın evindeki son gece Bir Çeşit Ben, bir çeşit bunalımın zirvesine ulaşmıştı. Evini özlemişti, kardeşlerine sataşmayı özlemişti, Geveze'sini özlemişti ve bir türlü ezberleyemediği notlarıyla girmesi gereken BÜT'lerinde napacağını bilemiyordu. İzmir'e döndüğünde bi haftayı tek başına geçirecekti ve şimdiye kadar bir evde hiç o kadar zaman tek başına kalmamıştı. Çocukluğunda izlediği Evde Tek Başına filmini şimdi çekiyordu. Hırsızlar onun da tek başına kaldığını farkeder miydi? Bütün bunlar beyninde katmer katmer büyürken olay yine Geveze'ye patlamıştı. 

Bir Çeşit Ben her zaman yaptığı gibi Geveze'ye soğuk davrandı. Geveze buna bir anlam veremedi. Bunun yerine her zaman yaptığı gibi Bir Çeşit Ben'i kendisine anlayışsız davranmakla suçladı. 

Bir Çeşit Ben çok öfkelendi. Konuşmak istemediğini belirtti. Geveze de inatlaşıp kabul etti. Böylece Bir Çeşit Ben en yalnız zamanında sevdiği tarafından da yalnız bırakılmış oldu. 

Tıpkı Edım'la Favva gibi Geveze'yle Bir Çeşit Ben de inatlaşıp birbirlerine işkence ediyorlardı. Bir Çeşit Ben tıpkı Favva gibi derdini anlatamıyordu. Bu küslük bu kadar mesafe varken ne kadar sürerdi bilemedi.