3 Nisan 2013 Çarşamba

Burası Buram Buram Tarih Kokuyor.. Çanakkale

Geleceğin gezelim görelim sunuculuğu için adaylığını koymayı planlayan Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Mesir Macunu Festivalinden sonra hızını alamayan Bir Çeşit Ben'i kameralar bu kez de memleketin başka bir noktasında yakaladı. Bu kez Bir Çeşit Ben hayatında gitmeyi en çok istediği yerdeydi: Çanakkale'de..

Bir Çeşit Ben, Çanakkale'ye yıllardır yakasını kurtaramadığı cemaat sayesinde gidişini trajik bir durum olarak nitelendirse de kendi içinde denize düşen yılana sarılır mantığıyla avunmaya çalışmıştı. Gezmekten günleri karıştırsa da, çekildiği fotoğraflarda poz vermekten yüzündeki her mimik isyana gelecek olsa da Bir Çeşit Ben yılmamıştı. Ve yola çıkmıştı. 

Gecenin bir köründe kendini "Hadi ablacım biraz hızlı olalım" diyen cemaat ablasıyla bulan Bir Çeşit Ben "Allah'ım yine aynı yerdeyim..Cemaatten kurtulayım diye dualar eden bu kulunu böyle mi sınıyorsun" diye düşünmeden edememişti. Sonrasında ise 7 saatlik mesafe bile dememiş kendini uykunun tatlı kollarına bırakıvermişti. O ki 18 saatlik Hatay yollarında otobüsü beşik bilen bir insan haline gelmişti. Ve aslında dolmuş yolculuğunda azıcık sallansa uykulu hale gelmesinin tek sebebi yine o yollardı.

Sabah, yanında oturan Evdaş'larının en kaba şekilde "Ne uyudun yaa bi kalk artık geldik" şeklindeki dürtüklemeleriyle kendine gelen Bir Çeşit Ben, Çanakkale'ye adım atmayı kutsal topraklara adım atmışlıkla eşleştirmişti. Sonra Tikli Baba adını verdiği, yüzü ve vücudundaki tiklerle göz yoran ama tarihi su yapıp içmiş rehberleriyle gezintiye başladılar.

Kale-i sultaniye'yi, namazgah tabyalarını, mecidiye tabyalarını gezmekle başladılar. Seyit Onbaşı'nın, banyo günlerinde saldırıya uğrayan askerlerin öykülerini dinlediler. Bir Çeşit Ben için her şey öylesine büyülüydü ki.. Burası sadece bir savaşın kazanıldığı yer değildi. Burası aslında Umuttu. İnsanoğlunun karamsarlaşmadan, durmadan neler yapabileceğinin kanıtıydı. Mehmet Akif'in daha Çanakkale'yi görmeden "Çanakkale Şehitlerine" diye yüreğinden geçenleri yazdığı yerdi..Ki burayı görse kimbilir neler diyecekti.

Ancak sıra şehitliklere geldiğinde Bir Çeşit Ben dünyadan kopmuş gibi hissetmeye başlamıştı. Umut, cesaret, yiğitlik...Bunların hepsi tanımında zorlanılacak ifadelerdi. Ve hepsi gerçekleştirilmişti. Ama bir de "Şu an" vardı. Gerçekten bu şehitler şu anda yapılanlardan memnunlar mıydı acaba? Yoksa gençliğe bakıp "Biz boşa uğraştık" mı diyorlardı. Kars, Kayseri, Bursa ve daha nerelerden küçücük bir sürü genç şehit düşmüş..Başı dimdik, ardımda bıraktıklarım ne olacak demeden...Bir Çeşit Ben'in tüyleri diken diken olmuştu. Kimbilir hepsinin bilinmeyen ne hikayeleri vardı.

Bir Çeşit Ben, sordu sorguladı, karşılaştırdı. Bir çıkış bulamadı. Atatürk'ün saatinin parçalandığı yere geldiğinde bir de Atatürk'e karşı duydu aynı mahcubiyeti. Şimdi gerçekten de onun bahsettiği "Muasır medeniyetler seviyesinde miyiz?" yoksa "29 Ekim'lerin" bir şekilde kutlanmadığını görüp mezarından çıkmak, "kendinize gelin,uyanın" diye haykırmak mı istiyordur...Düşüncelerin sonu gelmedi..

Gezi bittiğinde hayatında hiç olmadığı kadar yorgun, bir o kadar da düşünceliydi. Tek bildiği gerçekten de her Türk evladının orada bulunması gerektiğiydi. Bu tarih kokusunu, mahcubiyeti, sorgulamaları herkesin yapması gerektiğiydi. Çanakkale onun için geziden öte bir şey olmuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme