11 Şubat 2012 Cumartesi

Bir Çeşit Ben Alışverişte


Dün akşam Bir Çeşit Ben hazırlanmaya başladı. Güzelce saçlarını düzleştirdi. Tam tamına 20 yıllık bir arkadaşı vardı: Kara Böcük. Evet doğduklarından beri arkadaşlardı :) Onla alışverişe çıkcaklardı. Bir Çeşit Ben erken gitti alacaklarını belirledi. Kara Böcükü gelince de önce güzel bir yemek yiyip daha sonra da alışverişlerini yaptılar. Kara Böcük 'ü hastaydı bu yüzden Bir Çeşit Ben onu çok yormamaya çalıştı.

Bir kaç günden beri ciddi anlamda yemek yemekten kesilen Bir Çeşit Ben'in morali düzelmeye başlamıştı. Evet Geveze hala aramamıştı. Bir Çeşit Ben dün akşam Geveze'yi arkadaş olarak görmeye karar vermiş ve üzerinden büyük bir yük atarak her zamankinden daha erken uyumayı başarmıştı. Ancak bütün bu rahatlık onu rüyasında görene kadar sürdü.. Rüyasında Geveze kendisini arıyordu. Uyandığında Bir Çeşit Ben için her şey yeniden başlamıştı. Yine aşıktı ve yine olmayacağını biliyordu. İşin kötüsü aşıksan aşıksın ne güzel... Niye hastalık yaşar gibi yaşıyosun ki bunu dimi? Ne diye uykusuzluk çekip yemeden içmeden kesiliyosun ki?!

Neyse alışverişte Bir Çeşit Ben erkek fatmalığını üzerinden atıp hayatının ilk eteğini aldı. Kendi çapında bir kombin yapıp mutlu mesut eve geldi. Kadınların bu alışveriş çılgınlığının nedenini anlamıştı. Erkekler her ne kadar kadınların alışveriş çılgınlığından şikayet ediyor olsalar da bunun nedeninin kendileri olabileceğini düşünmeliler...

Bir de alışverişte aldıklarını deneyince Bir Çeşit Ben'e bir çeşit özgüven geldi :) Geveze onu böyle görünce hayatta dayanamazdı. O an kendini çok hain hissetti. Erkeği etkilemek için kadınlığı kullanmak dedikleri bu muydu yoksa????

10 Şubat 2012 Cuma

Bir Çeşit Ben'de Son Durum


Evet Sayın okurlar,
Antakya birkaç günden sonra güne güneşli uyandı. Havada taze bir mutluluk hakimdi. Bahar inceden inceye geleceğine dair işaretler veriyordu.
Ancak Bir Çeşit Ben bu havanın aksine yatağından bile çıkmak istemiyordu. Söz verdiği arkadaşlarını arayıp gelemeyeceğini bildirdi. Uyudu uyandı zorla kahvaltı yaptı (çünkü midesinin serenadını dinlemekten çok sıkılmıştı) Tekrar uyudu rüyasında kendisini bu hale getiren şeref yoksulu insan görünümlü kişiyi gördü. Mutlu oldu uyan
dı ve her şeyin rüya olduğunu anlayıp küfretti...

Bu hale gelmesinin bir nedeni vardı.
Birkaç aydır kıvrım kıvrım aşk acısı çekip hayaller kurduğu Geveze'sine sonunda ulaşmıştı.Her şey romantikti. Her şey harikaydı. Tüm gün mesajlaş
malar. 'canımlar, cicimler, aşkımlar' havalarda uçuşuyordu. Ancak tüm bunların oluşması tatile denk gelmişti. Ve Bir Çeşit Ben inanılmaz derecede şüpheci, inanılmaz derecede kuruntulu bir aşıktı. Her şeyin romantik havada seyretmesi tabi ki beklenemezdi. Bir Çeşit Ben aşkıyla belirledikleri kuralları çiğnedi. İçindeki şüphe kemirgenini gün yüzüne çıkardı. Bu kemirgen kendiyle beraber aşklarını da kemirmeye başladı. Öyle bir kemirdi ki artık ortada bir aşk kalmadı. Bir Çeşit Ben pişman oldu. Günlerce Geveze'sine yalvardı,yakardı. En romantiğinden aşk mesajları attı. Her gün en az 30 defa aradı ama Geveze bana mısın demedi. Meşgule alma zahmetine bile girmedi. Geveze yine eski Ego olmuştuuu!!!


Evet Geveze' nin Bir Çeşit Ben'le ilk tanışmalarında Geveze başlı başına bir Ego Topağı idi. Sadece kendi hakkında konuşur, insanları yargılar, bir sürü kızla çıkıp ayrılınca demediğini bırakmazdı. Bel altı espriler yapmaktan büyük keyif alır, her kıza sanki ona yazıyormuş gibi davranırdı ve bu yaptıklarının hiçbirinden utanmazdı. Zaman geçtikçe Ego değişmeye başlamıştı. Daha düşünceli haller almıştı onu. Düşünen adam pozisyonu gününün çoğunluğunu kaplar olmuştu. Ve sonraa görüldü ki Ego sadece sevimli bir Geveze'ye dönüştü.

İşte maalesef Geveze eski Ego'ya dönüş yapıyordu. En azından Bir Çeşit Ben' in gördüğü buydu.
Bir Çeşit Ben çok nasihatler dinledi. Arkadaşı Hisli Kız onun tarafındaydı. 'Bırak o Ego halleriyle kalsın sen elinden geleni yaptın'diyordu. Pembe Kafaysa Bir Çeşit Ben'i suçluyordu. 'mutluluk sana yaramıyor'diyerek. Pembe Kafa, Gevezeyle konuşmuştu. Ve Bir Çeşit Ben' e sabretmesini söyledi.

Haftaya okul başlıyor. Geveze ve Pembe Kafa okula geç gelecekler. Bir Çeşit Ben şu günlerde nolacağını düşünüp Gevezeyle ilgili hayaller kurmaya devam ediyor. Ancak yemek yemekten ve gülümsemekten kesildi. Tek yaptığı uyumak, rüya görmek ve hayal kurmak..
Güneşli bir Antakya sabahında 'Depresyon'dan bildirdik.

12 Ocak 2012 Perşembe

Bitenler...

*Bi sürü şey değişti.. ben değiştim..büyüdüm.. ağladım.. güldüm.. aşık oldum.. o da aşık sandım..

* 2.sınıf oldum hatta 2.sınıfın ilk dönemi bitti.. Bu dönem benim açımdan oldukça ağır geçti.. Belki bi gün bunlar da olgunlaşmam içindi dicem ama bu ara olmadığı kesin.. Herşeyin bittiğini düşünüp yeniden ümitlendirilip ve tekrar tekrar yeniden olmıcağını anlamak öle zor ki..

*En son tmm bu sefer bitti demek öle zor ki...

30 Ağustos 2011 Salı

Bloggera Yeni Fikirler

çok uzatmıcam aklıma bir kaç fikir geldi. Bunların herkesin ihtiyacı olan fikirler olduğunu düşünüyorum.

Mesela
*bence özel bi mim bölümü olabilir. Yazarlar mimledikleri anda o kişilerin sayfasında bi bildirim olabilir. Bilgisayardan o kadar anlamam o yüzden teknik olarak mümkün müdür bilemiycem hayal gücü benden gerisi onlardan artık :D

*Bir de şu yazıya resim yerleştirme olayı çok zorluyor beni. Ona da bir çözüm lazım.

*Önizleme bölümünde yazıyı nasıl göreceksek (yazı biçimi vs.) tam gösterilebilir. Böylece renk uyumu oldu mu bakabiliriz..

Benim kısa ve öz fikirlerim bunlar. Herkese şekker gibi bayramlaaar :)


27 Ağustos 2011 Cumartesi

Siz insanlar! Suçlusunuz :D

Bu yazıyı sabahın 04:28inde, koridoru tuvalete bağlayan dönüşte, buz gibi bir fayansın üzerine oturmuş yazıyorum. Burda olmamın nedeni laptoğun şarjının bitiyor olması ve tek uygun prizin lavabonun yanındaki priz olmasıdır :D ıyk tiksindim kendimden :p

Dün yine iniş-çıkışlarla dolu olan hayatımın ölümüne inişe geçtiği günlerden biriydi. Yine her zamanki depresif Ben sol kulağıma (bu benim filmlerdeki gibi kötülüğü fısıldayan şeytanım oluyor) kötü kötü yorumlarda bulunuyordu. O yorumladıkça ben sinirleniyordum. Mesela milletin ailesi neden milleti bu kadar sıkıyor da benim ailem beni sıkmıyor? Beni beğenmiyolar mı? Acaba doğuştan mı beğenmediler yoksa ergenlikten itibaren mi beğenmemeye başladılar? :D yok sonuncusu kadar derine inmedim :D Ama o an bunları düşünmekte çok haklı gibi hissediyordum. Antakya gibi küçücük yerde gece 11di ve ben sokakta tek başıma eve geliyordum. Uff tamam bu güzel bişi şu an kabul :S


Neyse önemli olan kısma geçeyim. Eve geldim. Bilgisayardaki oyunda yenilmeme bile sinirleniyordum. Sonra bi an durdum. Lan noluo dedim :p :D Ve o an kafama dank etti. Herşeyde kendini suçlamak, suçladıkça hayata küsmek, daha da abartıp kendini soyutlamak gibi bir huyum vardı ve Ben'in PDRci ruhu olaya el attı. DUR YOLCU KENDİNİ SUÇLAMA dedi. Evet aynen böyle dedi :) Sonuç olarak bugün insanları suçlamayı öğrendim :p :D Artık herşeyden o nalet insanlar suçludur işte o kadar! :D

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Her aşka bir şarkı

Her aska bir şarkı verdim. Hatıralarına dair hep birer şarkı izi bıraktım. Onlarla alevlendi aşklarım, onları dinleyip heyecanlandım, hüzünlendim, kavuşamadığıma yandım. Her aşktan sonra bıraktım şarkılarımı da. Her izi yok ederken şarkıları dilimden düşürdüm. Unuttum sanarak her aşkı yok ettim kalbimde ve beynimde. Fakat her aşkın sonunda şarkılar çıktı karşıma "Anılar unutulmaz" diyerek. Bir yerlerden mutlaka duyurdular seslerini. Yüzümde pişmanlıkla, özlemle dolu ama hep "İyiki" barındıran bir tebessüm oluşturdular. Şarkılar.. İyiki şarkılar..

23 Ağustos 2011 Salı

UĞURDAN YOKSUN Bİ GÜN!

Gün, eleştiri yağmuruna tuttuğumuz yemekteyiz programındaki yaratıklara yani insancağızlara acıma günüdür blog!

Bugün iftara arkadaşlarımı davet ettim. İzmir'e gitmeden ne kadar görüşebilirsek kardır hesabı. Öle çok bi insan değildi davet ettiğim ama en azından Ben cağızın az bi yemekten anlayabiliceğini ne bilim bir yardım falan yapabildiğini tencerenin ucunu bucağını tutabildiğini gösterim diye düşündüm.

Düşünmez olaydım dedim. Olay şu: Sabah yani öğlen 12. Anne odaya gelir ve 5er saniye aralıklarla "uyan hadi uyan hadi " der durur. Her gün saat 4 sularında uyanan Ben annenin rüyada mı gerçekte mi bağırdığını kestiremez hatta annesinin bağırtılarını rüya senaryolarına karıştırıp yeni rüyalara geçer.

Saat 12.45 falan. Ben uyku mahmurluğuyla ilk iş mutfağa geçer. Yapmaya çalıştığı şey köstebek pasta dır. Ama uykulu yaa 8 kaşık yazan yeri değil de 3.5 bardak yazan yeri okuuur ve kendini sulu sulu bi kek hamuruyla bakışırken bulur.

Güç bela eklentilerle normal bir kek hamuru görüntüsünü alan hamurumsu şey fırına sürülür. Tadından herkes bihaberdir.

Sıra pizza poğaçalara gelir. Yapmaya çalıştığı şey tam olarak şunun gibi birşeydir.


Ben pastada yaptığı hatanın şokuyla uyku mahmurluğundan sıyrılmıştır. İşine özen göstermektedir. Sucukları, peynirleri doğrar. Hamuru yapmaya başlar fakat o da ne! Un eksik gelir. Bakkala gidebilicek insana benzeyen bişi evde bulunmadığından bakkala giden olmaz. Annesi öyle daha yumuşak olur bak şekil alıyor der. Öğretmen olan ve her gün 40 öğrenciye bağırdığı ses tonuyla 3 çocuğuna bağıran annesinin iyimserliği üstündedir. Hamurun kendini daha da salmaması için acelecek şekil verip fırına atarlar.
Ben: "huuuh bundan da sıyrıldık.." der demeeeez...

Pat elektrikler gider ve ben "yok biri bana beddua etti" demeye başlar. Annesi fırın çırağını arar gelsin alsın fırına götürsün, komşulara sorar tüplü fırınınız var mı? yok yok yok.. Ve birden elektrik gelir..

15 dk geçmeden ikinci facia.. Elektrik yine gider.. Ben isyanlardadır. "Anne bırak zorlama olmaması gerekiyormuş. Uğursuzum ben neye elimi sürsem bişi çıkıyo!"

Direk sonuç: Ben'in uğursuz olduğu inancıyla elini değdirmediği dolmalar ve köfteler sağ-salim pişer. Köstebek pasta olması gerekenden biraz daha şekerli haliyle büyük beğeni kazanır. Hatta fotosu da çekildi işte şurada :


Bir pişen bir duran poğaçalar sofrada tüketilir. Ve gün Twister adlı oyundaki garip pozisyonlardan dolayı gülme kriziyle güzelce son bulur. Mutlu son :D:D