20 Temmuz 2011 Çarşamba

TAMAMDIR HAYAT!


BENCE HAYAT;
KAFAMIZDAN SİLDİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ

VE GEÇMİŞTE CANIMIZI ACITAN,

KAFAMIZI KARIŞTIRAN,
BİR ŞEKİLDE ETKİLEYEN İNSANLARI

GÜN GELİP FARKLI BİR YERDE FARKLI BİR ŞEKİLDE KARŞIMIZA ÇIKARIYOR.
BÖYLECE BİR ŞEKİLDE HESAP KAPATIYOR.
VE ASLINDA BİR ŞEKİLDE ''al bak o çok bayıldığın şeyin havası bu kadardı yani bir halt etmezdi..'' DEMEK İSTİYOR.
TAMAMDIR HAYAT MESAJ ALINDI HESAP KAPANDI! :P

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Erkek Fatma!!

* Kendime duyduğum şüphe ölçüyü kaçırmış durumda. Sanırsam sonum Alzheimer! İnsan bu kadar unutkan olmayı nasıl başarabilir ki? ayrıca 'tarihin en unutkanı' şeklinde bir rekor varmıdır kırılabilmesi mümkn müdür merak etmekteyim.. Bu ayrı bir konu tabi.. Sabah bir şey söylüyorum akşam söylediğim şeyin içeriğini hatrlamıyorum. Birşey söylediğimi hatrlıyorum ama hatrlamam gereken kısmı hatrlamıyorum!!!!
Mesela bir apartmana girdim. Apartmanın şekli,cismini,rengini hatta ve hatta bastığım zilin o düğmelerin ne tarafında olduğunu bile hatırlıyorum ama o apartmana hangi yoldan nasıl ulaştığımı hatırlayamıyorum..
Bir kişiyle nerde nasıl konuştuğumu o kişinin o gün ne giydiğini hatırlayabiliyorum ama adını hatırlayamıyoruuuummm!!!! Sorun beynimin hangi bölümünde merak ediyorum..


* Lan blog ben erkek fatma mıyım lan!!!??? Bu ne çeşit bir hakarettir yahu.. Bir de bir değil iki değil çok kişi söylüyor. Ya tamam öyle elbisedir etektir giymem, tamam sokaktaki çocuklarla futbol oynamak (beceremesem de) zevktir, tamam erkeklerle rahat rahat konuşurum, hatta ve hatta tamam erkeklerle lanlı lunlu konuşurum.. Ama erkek fatma olmak o kadar kolay mı! Ay ağırıma gitti bu laf nedenini çözemedim ama çözünce paylaşcam!



* 7 imde neysem 70 imde oyum. Kabul ettim bazı konularda bir arpa boyu yol alamıyorum! Kısa ve acil bir yazıydı. Yazmasam da değişmezdi birşey ya neyse! Off sinirim sadece kendime!

4 Temmuz 2011 Pazartesi


İçimdeki sıkılgan kişiliğe rağmen kopasım coşasım vaaar :D

Evde herkese tek tek gidip "hadi oturmaya mı geldik?!" diye dansa davet edesim var..

Aşık olasım var bütün gün bir tek kişiyi gözümde büyütüp büyütüp kocaman hale getiresim var!

Gururumu unutasım var!

Bir kez olsun erkeklerden o hakkı alıp ilan-ı aşk edesim var :D

Gece olunca duygusallaşıp efkarla harika şiirler yazasım var..

Duygularımı geri verin odunluktan istifa edesim var :D

1 Temmuz 2011 Cuma

Ben'in Mutlu Tatil Halleri :D

*Tatilin tadı çıkmaya başladı sonunda blogcanım.. Geziyoruuum tozuyorum. Arkadaşlarımı görüyorum. İzmir'i simitin üstündeki susam tanesi kadar özlemedim.. (Ne lan bu cümle! deme arada böyle aptal miktar belirteçleri kullanıyorum.)

*Dün akşam uzaktan bir arkadaşımın
abisinin kınasına gittik arkadaşlarla. Süperdi yaa! Tüm kurtlarımızı döktük. Kurbatlığın* sınırlarını zorladık. Kendi hür irademle gidip apaçi müziği çalarmısınız dedim ve ısrar edip çaldırdım o kadar yani! :D (Bkz kurbat: Antakya dilinde çingene. Ama Antakya'da herhangi birine kurbat demek kavga nedenidir. Bense sınıfta adı kurbata çıkmış biriyim :D) *Kınada damadın annesi yani kaynana gayet mutluydu. Oynuyordu ediyordu ne fitne ne fesat bişe yoktu... Üzerinde biraz düşününce farkettim de iki kadının anlaşmasından daha zor birşey varsa bir gelinle kaynananın anlaşması olsa gerek yaa! Hak veriyorum yani boşa kavga etmiyorlar. Düşünsene sen 9 ay+evlenene kadar her türlü fedakarlığı yap et,herşeyden kıs yeter ki çocuğum ii olsun hesabı..Günün birinde elin kızı herşeyi yok sayıp sahiplensin.. Gel de sinirlenme yani :D E gelin de haklı büyüttün tamam hak veriyoruz. Hakkın ödenmez de hep senn mi olsun bu çocuk bırak onlar da aile olsun falan :D

*Lan blog! Bu insanları anlamıyorum. Neden bu kadar rahatlar ve bir kez olsun fedakar olmayı denemiyorlar??!! Dün bir arkadaşımla tartıştık. Nedeni herşeyini saklaması. Ya bir insanın özeli olur ama herşeyi özel olmaz. Birşeyler paylaşamıyorsan bu da arkadaşlık olmaz. Hayır samimiyiz diyorsun da herşeyi saklıyorsun. Değilsek söyle mesafemizi bilelim dimi?! Bu bütün erkeklerde böyle midir yoksa söylediğim arkadaşın ketumluğundan mı kaynaklanıyor?


*Bugün babam benzin almak için arabayı durdurduğunda farkettim de insanları dışardan öylece izlemeyi çok seviyorum. Tanımama gerek yok. Mesela araba yıkama makinesinin (onun bir adı olabilir belki ama bilmiyorum bilen varsa sölesin :)) sırasında bekleyenleri izliyordum. bir kadın elinde cam-sil ile arabanın içini temizliyor,önündeki arabada bir adam cep telefonuyla hararetli hararetli bir şeyler konuşuyor vs. Böyle günlük eften püften işlerini yaparken onları izleyip gülümsüyorum. Beni izleyen biri olsa Allah bilir ne düşünür :D


*Yarın da sınıf pikniğimiz var. Sevdiğim-sevmediğim kim varsa hepsini görmek için sabırszlanıyorum.


*Evvet blog sana okul ve apartman manzaralı balkonumdan Joi Ho
(buyrun siz de dinleyin) müziği eşliğinde seslendim. Şimdi gidip charlie'nin çikolata fabrikasını 5. kez izlemeliyim :D Bir sonraki yazıya kadar bol yorumlu günler :D

28 Haziran 2011 Salı

Dengesizliğin Doruk Noktası


Evet blog bu gece sana dengesizliğin doruk noktasından yazıyorum. Fill değil düşünce adamı olmamı anlıyorum. Kendi düşüncelerimle kendimi boğabileceğimi çok çok net anlayabiliyor ve kabullenebiliyorum. Ama bu dengesizliğin kökenine inebilmiş değilim.
Dün sabah gayet mutlu, neşeli anlayış dolu bir insandım. Şu sertifika için her sabah saat 7de uyandığım ve buna rağmen neşeli ve enerjik olabildiğim nadir günlerden birini yaşıyordum. Ama gün kursa beraber gittiğim arkadaşlarımın gecikmesi (hem de yine o vıcık vıcık sevgili tartşmaları yüzünden gecikmesi) ve otobüsün önümden dalga geçer gibi akıp gitmesi ile kötüleşmeye başladı. Ben hala iyimserliğimi koruyordum. "Sen bir psikolojik danışman olacaksın bu kadar küçük şeylere sinirlenme belki birşey çıktığı için geciktiler"şeklinde pollyanna senaryoları yazıyordum. Ama saolsunlar beyfendi ve hanfendi uyuuuuuz uyuz geliyorlardı. Birşey demedim. Biz geç de olsa kursa vardık hoca yine gecikmemiz hakkında bişiler geveledi. Sonra molada arkadaşlar yine vıcık vıcık sevgili... neysi oluyor bilmiyorum böle birbirine vurup kıkırdamalar falan işte.. öle saçmalıyorlardı. sonra konuşurken birşey oldu ben bi anda bi lafa alınıp çekip gittim. Derdim ne inan bilmiyorum blog. Böle ergenuslukları ara sıra yaparım ama bu seferki fazlaydı.Arkadaşlar hadi yürü alıncak bişi yok bilmem ne dediler ama ben sinir olmuştum bi kere. Sonraki tenefüs dewam ettim bişi demeden kendi kendime dolandım. Çıkışta normalde beraber gitmemize rağmen bu kez onları beklemedim. Yarın sabah nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum blog :( Bu kadarcık şeyi büyütme diyip hiçbirşey yok gibi onları beklemeli miyim? Kursa tek gidip dewam mı etmeliyim? Kursu bırakmalı mıyım? Uff neden böyle yapıyorummmmmm gecenin 2 sinde neden takıldım bu olaya anlamıyorum?!!!

25 Haziran 2011 Cumartesi

ÇİZGİ FİLM KÖTÜLERİ

İtiraf ediyorum: Bu kısa boy içindeki ruh da boya uyma çabasından olsa gerek küçük kaldı.
İtiraf ediyorum: açıkçası çocuk gibi davranabiliyorum.
Ve asıl itiraf: Cartoon Network izliyecek kadar çizgifilm meraklısıyım.
Yukardaki ilk iki itirafın üçüncüsü için birer bahane olması kuvvetle muhtemeldir :D

Ben çizgifilmlerde o iyilik, erdem vesairi temsil eden "iyiler"i bir türlü sevemeyenlerdenim. Her seferinde çizgifilm biter iyilik meraklısı iyiler kazanır ve kötüler cezalarını bulur. Ve ben 'Yine iyiler kazandı e ne anladık bu işten' derim. Dün yine oturmuş çizgifilm izlerken "Yahu bırak bi kere de şu kazansın" dedim ve aklıma bunla ilgili bir yazı yazmak geldi.
*AKU-SAMURAY JACK: Aku yaaa!! En karizma kötülerden. Tam ben gibi gıcık birşey. O alay eder gibi konuşmasına kopuyorum :D Onunki pek yenilgi hali değil neyse ki.. O daha çok Samurayı oyuncak gibi oynatmakla meşgul. Onu tarihin en gıcık kötüsü seçtim :D

*ROKET TAKIMI- POKEMON: İşte benim çocukluğumun çizgifilmi. Şimdiki Beybılet falan fistanların yerine o zaman Pokemon vardı. Ve tabiki Pokemon tasoları. Hatırlıyorum hoca tüm sınıfın tasolarını zorla toplamıştı da bir poşet dolusu taso çıkmıştı :)
Neyse kötüler diyorduk :) Roket Takımında da olay aynıdır: Bir plan kurarlar, o uzun kendilerini tanıtma repliğini sabırla okurlar:

Jessie: Belaya hazır olun!
James: Hem de çifte belaya!
Jessie: Dünyayı yok olmaktan kurtarmak için!
James: Tüm insanlığı ulusumuzla birleştirmek için!
Jessie: Gerçeğin ve sevginin kötülüklerini açığa vurmak için!
James: Amacımız yıldızlara ulaşıncaya kadar!
Jessie: Jessie!
James: James!
Miyav: Ve ben de Miyav!

Jessie: Roket takımı her zaman ışık hızıyla hareket eder!
James: Ya teslim olun, ya da savaşa hazır olun!
Miyav: Miyav! Bu çok doğru!

ve her zaman Pikachu'nun yıldırımına maruz kalıp "Yine başaramadıııııık!!!!" şeklinde bağrışlarıyla uçarlar. Kıyamam yaaa :D Yaptıkları planlardaki emeğe yazık vala :D

*GARGAMEL- ŞİRİNLER: onun çirkinliğine bakmamak lazım. O kel kafanın altında büyük bir beyin mevcut :) Ayrıca o nefret dolu bakışları bence işte kötü budur dedirtiyordu :D Onun da o küçük mavi yaratıklara karşı yüzü gülmedi..


*TOM VE JERRY: Bu kadar çizgi film arasında adı önce gelip de filmin adamı olamayan tek kötü Tom malesef. Her seferinde kafasına bir şeyler yiyen, yüzünde dinamitler patlayan her planı boşa giden tom..Tamam o da rahat durmuyor belki ama br fareyle dost olması doğaya aykırı kardeşim. Kedi dediğin fareyi yer işte :D O da malesef doğa yasalarının bile yardımına yetişemediği bir karakter.

Aklıma gelen ve acıdığım bazı kötü karakterler bunlar. Elbette çizgi film dünyasında iyi-kötü mücadelesi bitmez ama şu yazarlardan çizerlerden kötülere karşı biraz daha insaflı olmalarını istemek fazla mıdır ki??


23 Haziran 2011 Perşembe

*Blog blog what's up bakiyiim :)) Walla I'm happy very şükür... Ay bu iğrenç Türkçe-İngilizce karışımı dil için kusura bakma blogcan. Bu ara İngilizce dersine başladım. Sertifika almak için. Tabi maksat zaman geçsin tatil boş geçmesin. Arkadaşlarla sabahın 8inde gidiyoruz. Okul için kaldıramıyorlardı şimdi tatil tatil kurs için kalkıyorum umarım bu sertifika birgün işime yarar...


*O gün çooook şükür "Ya Sonra"yı bitirebildim. İzledim demiyorum çünkü daha önce izlemeye başladım internetten. Partlar bozuldu bıraktım. Bu defa bi daha başladık kuzenimle izlemeye. Aynı yerde bozulmaz mı!!! Ayyy fıtık öldüm. Tepindim yerimde resmen. Amaa tabiki yüksek sabır ve hırsla filmi başa sara sara bitirmeyi başardım.


*Eh yorumsuz bırakmak olmaz tabi. Film Özcan Deniz'den beklemediğim kadar güzeldi. Ama zaten bir türlü mantığını çözemediğim ve büyük bir cesaret örneği saydığım evlilik olayına daha bir soğudum açıkçası. Şimdi burda uzuuun uzun "yani nasıl oluyor da..." diye başlayan sorularımı sıralamıcam :D Sadece filmi izlerken tek bir soru oluştu kafamda ' Şimdi bunlar 18 yıldır çıkıolar 7 yıldır evliler, bu adam bu kadar bencil, bu adam bu kadar sorumsuz ve bunlar hala sabırla evliler mi yani?!' dedim sadece :D

*Bir de "Çırak" diye bir kitap bitirdim bu ara. "Cerrah"ın devamı. Süpper bir kitap yaaa!! Acayip gerilimli. Kitap okurken "kaç kaçç!" diye bağıran nadir insanlardanım :))