14 Ekim 2012 Pazar

HIMYM da Süpper Sezon


How I Met Your Mother dizisi bu ay 8.sezonuna giriş yaptı... Geçen sezon oldukça durgun geçen ve izleyenlere "Oyyyy hadi bitsin artık" dedirten dizi sezona Barney ve Robin'in evleneceği mesajını vererek etkileyici bir giriş yaptı..

Barney ve Robin ayrıldığında diziyi izleyemeyen biri olaraaak bu sezon benim için çoook çok iyi oldu. Evet doğrudur çok kaptırıyorum bu diziye :) Lily'nin söylediği gibi o ikisi arasında garip bir kimya var aslında. Ve diziyi yürüten büyük oranda bu bence...

Dizinin yeni sezonuna öyle odaklanmışım ki tatilde rüyamda Barney Stinson sevgilimdi :D Ama nasıl bir değişim, nasıl bir dönüşüm... Güya Barney benim için uslanmış da... Etrafımda pervaneymiş de gezip tozuyormuşuz da :D Böyle bir "Legen... wait for it... dary" diyişi var ki....Uyandığımda suratımda bir sırıtış olduğunu hatırlıyorum...Tabi bir de Barney'i canladıran Neil Patrick Harris'in gerçek hayattaki karısı mı kocası mı neyi oluyosa eşini düşününce gördüğüm rüyaya naleet diyorum :D
Bakalım senaristler sezona girişte verdikleri evlilik olayını sezonun sonunda gerçeğe çevirecekler mi? Dizi daha kaç sezon sürecek? Ted Mosby'nin sarı şemsiyeli karısı ortaya çıkacak mı? Ve daha bissürüü şey...

10 Ekim 2012 Çarşamba

Platonizimli Haller Bunlar

                                                                                                                            müzik de dinle :)
Bir Çeşit Ben kepçe, İzmir kazan durumları devam ederken; Bir Çeşit Ben insanının ruh halini incelemeye devam ediyoruz.

Bir Çeşit Ben o günlerde arkadaşı Oynak Çocuk'la sorunlar yaşıyordu. Oynak o ara "Emre Aydın" moduna bağlamış, melul melul dolanıyordu. Esprileri yavan, gülücükleri, şakaları ve konuşmaları sahteydi. Oynak Çocuk'un huyu buydu; mutsuz oldukça mutlu rolü yapardı. Yüzündeki ifadeyse bas bas "Mutsuzum uleen" diye bağırıyordu. 

O gün ise Bir Çeşit Ben sabrı bıraktı, isyana geldi. O sabah Bir Çeşit Ben gıcıklık için Oynak Çocuk'a takılıyordu.Laf sokuyordu, dalga geçiyordu. Normal şartlar altında (n.ş.a'da) Oynak çocuk bunlara güler geçer "Eğlensin gariban" tavrında karşılık verirdi.Oynak birden alınganlık şoku verilmiş gibi bir irkildi ve sokağın ortasında bağırmaya başladı. Bir Çeşit Ben şaşkınlık içinde bakakaldı. Sonra da sinirle çekti gitti.

Gün boyu Bir Çeşit Ben, Oynak Çocuk'a bakmadı bile. Oynak Çocuk her zaman yaptığı gibi olayı unutturmak için şakalarla Bir Çeşit Ben'e takıldı. Ama Bir Çeşit Ben, bir çeşit öfke fırtınasıyla bu tavırla daha da sinirleniyordu.

Akşam Oynak Çocuk dayanamadı, Bir Çeşit Ben'i aradı. Yine şakalar yine şakalar... Bir Çeşit Ben hırsa geldi, makinalı tüfeğe bağlamış gibi başladı: 
"Oynak, sen varya herkese böyle yapıyosun..
Olayı öyle şakalarla kapatmaya çalışacaksan hiiiç konuşma
Zaten o gün de şöyle demiştin
bla bla bla"

Oynak en son derin bir nefes aldı. "Senle yüzyüze konuşalım en iyisi" dedi.
Bir Çeşit Ben gittiğinde kırmızıyı unutmuş boğa misali sakin ve rahattı. Oynak da adam akıllı özrünü diledi. Ve aslında bu melul ve dengesiz hallerinin neden olduğunu da açıkladı ki; durum korkunçtu. Oynak aşk acısı çekiyorduuu! (Arkada bir gerilim müziği hayal et)
Oynak Çocuk tam bir Türk filmi klasiğinde "Çok güzel bir kız değil, hatta soğuk bir şey. Onu görmediğimde tamam bıraktım bu işi, uğraşmıcam diyorum. Ama onu görünce bir şey çekiyor sanki anlamıyorum." demişti. Sonrasında devam etti. Anlattığına göre Oynak Çocuk, tam bir cesaret örneği sergileyerek gitmiş kıza "Konuşabilir miyiz" demişti ve girmişti söze. Kıza sebeb-i ziyaretini söyleyip ilan-ı aşkını da etmişti. Bu cesaret örneği ise buz dağına çarpan Titanik olmuş, batıvermişti. Kız, bir sevgilisi olduğunu söylemişti. Mesajlara tepki vermemesi, konuşmaması hep bundandı...

Bir Çeşit Ben "Ayyyy kıyamam yaaa.. Ama afferin sana çocuk. Valla bak.. Duygularını o saçma salak şakalarla örtmeyi bırakıp kızla yüzleşmişsin. İnsanlarla ciddi konuşmayı öğrendin sen yaaaav" diye vermişti gazı.

Sonraki günlerde ise Oynak daha kötü hallere girmişti. Bir Çeşit Ben, Oynak'a ne olacağını bilmiyordu. Bir çare de bulamıyordu. Ama Oynak'ın canı sıkıldıkça dengesizliklerden dengesizlik seçeceği belliydi.

7 Ekim 2012 Pazar

Demirci'ye Gelivedik İşteee

Oppa Gangnam Style şarkısına gönül verenler üyesi Bir Çeşit Ben'le devam ediyoruz..

Bir Çeşit Ben o haftasonunu arkadaşı Beti'nin yanında geçirdi. Beti, Manisa'nın Demirci ilçesinde okuyordu. İzmir'e yaklaşık 3,5 saat uzaklıktaydı. Demirci, Bir Çeşit Ben'e TTNET'in meşhur Mümkünlü Köyü'nü hatırlatmıştı.

Bir Çeşit Ben için Manisa macerası otobüste yanına oturduğu Elif Dezze'nin konuşmalarıyla başlamıştı. Bir Çeşit Ben, otobüslerde mutlaka konuşkan birinin yanına düşerdi. Yine öyle olmuştu. Elif Teyze konuşmaya; "Okumaa mı geldin bakem sen İzmir'e?" diye başlamıştı. Sonrasında da 2 dakika oturup gidecekmiş gibi eğreti oturduğu koltukta Bir Çeşit Ben'e ordu, anlattı durdu..

"Adın ne senin?"
"Benimki de Elif unutma" (Bir Çeşit Ben neden unutmaması gerektiğini anlamadı ama unutmadı da :))
"Biz de gız çıkadık, dünürle gidiveriyoz şindi"

Bir Çeşit Ben önlerde oturduğu için arada muavin ve şoförün de konuşmalarına tanık oluyordu. "Tilifonu ve bakim" diye ciddi bir şekilde muavin gençten bir şey isterken Bir Çeşit Ben gülmemek içi kendini zor tutuyordu. Bu insanlarla siyaset falan konuşulmazdı. Bu kişiler ciddi konuşuyor olamazlardı. Çünkü bu konuşma ciddiyet için fazla tatlıydı :D

Bir ara Elif Dezze, Demirci'yi anlatmaya başladı Bir Çeşit Ben'e.
Bir Çeşit Ben inatla "Arkadaşım küçük bir yer demişti aslında. Gezecek bir yer yokmuş mesela" dese de Elif Dezze kendi hayvan yetiştirdikleri köylerinden büyük olduğunu söyleyip "Koccaman bir yer" diyordu. Bir de ekliyordu "Koccaman olmasa koca ünivesiteyi oraya kurarlar mıydı hiç" 

Ahmetli, Turgutlu, Salihli gibi erkek isimlerinin ardarda geldiği ilçelerden ve bir sürü inek, eşek ve bağ-bahçeden sonra Bir Çeşit Ben otogara ulaştı. "Otogar denen yer"e demek daha doğruydu aslında. Çünkü Bir Çeşit Ben bir kaç tane otobüsün bulunduğu o yere hayatta otogar demezdi. Yine de insanların konuşmaları ve yardımseverlikleri ile Demirci tam bir dinlenme yeriydi. İnsanın olacaksa böyle bir kaçamak yeri olacaktı. Yorulunca gelip günlerce huzur patlaması yaşayacaktı....

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bu Ne Dünya Kardeşim Küsen Küsene

Bir Çeşit Ben'in İzmir'deki sefil öğrenci evinde de günler olaysız geçmemeye kararlıydı. Bir Çeşit Ben o gün yaşadığı gerginlikten sonra buna emin oldu...

Uzun zamandır Bir Çeşit Ben'in Evdaşlarından biri ve Oynak Çocuk küslerdi. İki taraf da bu küslükten çok kötü etkilenmiş, kendilerini yalnız hissetmişler ama bir türlü kamuoyuna bunu belirtmek istememişlerdi. Halbuki ikisinin de huzursuzlukları yıl boyu yüzlerinden okunmuştu. Oynak Çocuk, Ramazan'ı da fırsat bilerek bir adım atmış ancak beklediği karşılığı görememişti. Ama barışmak için yapacaklarının bu kadarla kalmayacağını da belirtmişti. Hatalı olduğunun farkındaydı. Bir Çeşit Ben'in tanıdığı kadarıyla ise Evdaş öyle kolay affedecek biri değildi. Yine de ne olacaksa olsun diyordu içinden.


O akşam Bir Çeşit Ben evde tek başına sıkılıp Oynak Çocuk'un yanına gitti. Sokaklarda öyle boş boş dolaştılar. Oynak Çocuk esasen çok komik biriydi. Hep gülerdi. Hatta derdi olduğunda belli etmemek için daha çok gülerdi ve derdini saklamaya çalışırdı. 

Dönüşte Bir Çeşit Ben baktı ki Oynak Çocuk evin önüne gelmelerine rağmen gitmiyor. Daha önce defalarca anlattığı şeyleri baştan anlatıyor... Bir anda durup "Konuşacaksın dimi o yüzden gitmiyosun?" dedi. Oynak da yine gururundan ağzında geveledi "Eh yani olabilir" 

Bir Çeşit Ben, bir çeşit güzin abla edasıyla yaklaştı olaya:
"Ya hatalı olduğunu biliyosun. Ama gidip de naber lan falan diye olayın üstünü kapatmaya çalışma. Otur yanına söyle hatalıydım diye. Bu büyüklüktür sonuçta. Böyle durumlarda oturup ciddi ciddi konuşman gerekir." dedi. 

Oynak Çocuk çok kararlıydı konuşmak için. Ama Bir Çeşit Ben, kavga çıkmasından korkuyordu. 
Eve geldiler. Evdaşı odaya geçti. Bir Çeşit Ben ve diğer Evdaşı gerginlik içinde beklemeye başladılar. Oynak Çocuk gidip kapıyı çaldı. Evdaş dediğim dedikti. Kapıyı açmadı ve konuşmak istemediğini belirtti. 
Oynak Çocuk "Açsana" falan diye çok dil döktü. Evdaş tınlamadı. Oynak, Bir Çeşit Ben'in yanına geldiğinde hala gülüyordu ama bu gülüşün sahte olduğu o kadar belliydi ki...O an Bir Çeşit Ben'in içinden Oynak Çocuk'a sarılmak geldi, ama onu da utandırmak istemedi. Çok üzülmüştü bu duruma. İçinden "Kıyamam yaaa" diyip duruyordu. 

Oynak Çocuk umudunu yitirip gittiğinde Evdaş geldi. Bir Çeşit Ben'le konuşmak istedi. Bir Çeşit Ben olabildiğince tarafsız davranmaya çalıştı. "İkiniz de mutsuzdunuz bence. Anında affet diyemem ama bu küslük omuzlarında yük yapıyor; sana da yazık" dedi. İçinden de "Vay beee ne konuşurmuşum bana bak sen" diye şaşırdı kendine :D Evdaş açıklamaya çalıştı. "Benim de yapım böyle biliyosun, affedemem" dedi. Oynak'a  çok kırıldığını ve içinin şu an daha rahat olduğunu söyleyince Bir Çeşit Ben için söyleyecek bir şey kalmamıştı. 

Oynak eve gidince şu şarkıyı paylaşmıştı. İçinden neler geçirdiği belliydi...O gün tüm ev halkı için çok gergin bitmişti. Kimse daha fazla yorum yapmasa da evde elle tutulur bir gerginlik kalmıştı. Bir Çeşit Ben, insanların bazen ne büyük hatalar yaptıklarına, bazı insanların güçlü olmak uğruna ne büyük yükler taşıdığına şaşırdı.. Günlerin ne getireceği belli değildi ama galiba Oynak Çocuk ve Evdaş'ının arkadaşlıkları için pek de umut kalmamıştı...

2 Ekim 2012 Salı

Kibirli Değil Sıkıntılı


Uydu bulup, ilk olarak çizgi film kanalı Cartoon Network izleyen öğrenci kişisi Bir Çeşit Ben'i incelemeye devam ediyoruz..

Bir Çeşit Ben ve Evdaşları o gün, o karıncalı mı karıncalı eski TV'leri için uydu almaya gittiler. Böylece bir kaç kanal yüzü göreceklerdi... 

Tamirciye gittiklerinde Bir Çeşit Ben başka bir dünyaya girmiş gibi hissetti.. Alet takımları falan.. Çok garipti. Herşeyi inceledi, ne işe yaradığını tahmin etmeye çalıştı. Bir Çeşit Ben, bir ara tamirci çocuğun ellerine baktı. Hızlı hızlı kesiyordu kabloları falan..Elleri de sırf damardan oluşuyordu sanki... Bir Çeşit Ben böyle eli işe yatkın insanlara bayılıyordu. Kendisi beceremezdi öyle şeyleri. İş eğitimi dersinde de ya arkadaşına ya babasına yaptırır hallederdi olayı... Böylece millet bir kaç tahta boyamayı öğrenirken; kendisi insanlara işlerini nasıl yaptırabileceğini öğrenmişti. 

Bir Çeşit Ben için hayat geçen yıldan daha yoğundu. Her gün başka bir iş, başka insanlar... Ancak okul korkunç derecede sıkıcı geliyordu. Lisede de okul kapısından girer girmez uykusu gelirdi zaten. Okula karşı fobi diye bir şey varsa Bir Çeşit Ben kesinlikle onu yaşıyordu. Okuldan sonra yerinde duramıyordu. İnsanlar aynıydı, ortamlar aynıydı. Sıkılıyordu. O gün Gamsız "Ne bu havalar?" diye yargılayıvermişti Bir Çeşit Ben'i. Demek ki dışardan bu can sıkıntısı kibir gibi görünüyordu. Halbuki Bir Çeşit Ben sadece duramıyordu. Bir yerde on dakikadan fazla durmak boğuyordu sanki onu.. Kışın o kapalı yerlerde ne yapacağına dair hiç bir fikri yoktu.

30 Eylül 2012 Pazar

Hayatımı Düzene Koyabilirsin Ama Uykumu Asla

Uykusuz her gece bu soğuk kahvede şarkısını kendine yoldaş edinen Bir Çeşit Ben insanıyla devam ediyoruz...

*HDKP başlasııın...
Bir Çeşit Ben tatilde en çok Hocaanım'ın
"Sen çok dağınıksın...Anahtarını unutma kızıııım!! Aldın mı kartını? Ne diyim ben sana" dırdırları yüzünden sıkılmıştı.

Bir Çeşit Ben de döner dönmez HDKP' yi uygulamaya başlamıştı. Hayatını Düzene Koyma Planı... 
Plana ilk olarak çantasında kart ararken sinir stres yaşamaktan kurtulmak için cüzdanını düzenlemekle başlamıştı... Her şeyi kullandıktan sonra yerine koymayı alışkanlık haline getirmesi gerekiyordu... 

*İki Medeni İnsanız Biz
O gün Bir Çeşit Ben, Varyemez'e eski sevgilisi Geveze'nin isteği üzerine eşyalarını göndermişti. Bir an kendini Amerikan filmlerindeki sevgililer gibi hissetti. Olur ya kitaplar falan gönderilir. Eskiden Bir Çeşit Ben, Geveze'nin şemsiyesi bile kendinde kalsa bir rahatlık hissederdi. Araları azıcık soğur gibi olsa o şemsiyeye güvenirdi. Sanki o şemsiye aralarında hala bir bağ olmasını sağlardı. Belki de bir bahane falan.. Öyle de hayalci bir çeşitti. 

O gün eşyalar giderken, ne olursa olsun yine bir buruklaşmıştı içi.. Kafasından şarkılar geçiyordu.. 
"Topla git anılarını, yollarım kalanlarını.."
"Dağılmış eşyalar dört bir yana.. Beni biraz da böyle hatırla.."
"Git hadi burada durma... ama lütfen kapıyı vurma.. iki medeni insanız biz" :D (evet bu bile)

Sonrasında planını uygulamaya devam etti. Odasını temizledi, her şeyin bir yeri olmalıydı. Kullanınca yerine konmalıydı falan.. 

Öğlene doğru Oynak Çocuk'la gezebildikleri kadar gezdiler.. Gece 12 sularında geldiğinden beri yaşadığı yorgunluğun etkisiyle uyuyakaldı. Ve iki saat içinde kendini yine uyanık buldu. Uykusuzluk korkunç bir şeydi.. Hayatnı düzene koymak kolaydı ama uyku asla....

28 Eylül 2012 Cuma

İyi Kötü- Siyah Beyaz- Gece Gündüz

Baba evinde bulaşık makinesiyle olan dostluğunu geride bırakıp öğrenci evinde bulaşık süngerini kanka edinen Bir Çeşit Ben insanının hayatındasınız...

Bir Çeşit Ben için korkunun ecele faydası olmamış ve İzmir'e dönme vakti gelmişti. Bu kez uçakla dönecekti. Ama yine tüm uçakta ellibeşbinbeşyüzellibeş tanıdığa rastladı, yanındakilerle tanıştı..Güle eğlene pofuduk bulutlarla İzmir'e ayak bastı.

O kadar 'özlemedim, gitmek istemiyorum' dese de sokakların ışıklarıyla ve insanlarla İzmir başkaydı..Valizi için yardıma koşanlar, kendisi istemeden eshotta kent kartını ön saflara göndermesine yardımcı olanlar..
"Kendim taşırım kimsenin yardımına ihtiyacım yok" diye arkadaşlarının karşılamasını istemeyerek olayı bir çeşit gurura çevirse de her daim özverili olan İzmir insanı yardım etmişti.

Eve vardığında gördü ki Belediye en yakın tarihte odasına bir ziyarette bulunabilirdi. Yurtta kalan Varyemez Pembe Kafa ve diğerlerinin eşyaları doldurmuştu her yeri. Eşya demek anı demekti. Odaya girmeden şöyle bir bakındı...İç çekti ve toparlamaya çalışmaktan vazgeçip bıraktı..

Okul denilen insan yuvasında ise herkes bir büyüdüm havasındaydı. Herkeste bir eve çıkmalar yeni hayatlar.. Bir Çeşit Ben için bu yeni ortamlar falan demekti. İlk gün önce Gezgin Çocuk'la geçirdi gününü.. Uzun sohbetler ettiler. Bir Çeşit Ben için o prensipleri olan nadir insanlardandı, Bir Çeşit Ben nerdeyse ona saygı gösterecekti.

Sonrasında Evdaş'ının sevgi böcüğü, mıcık mıcık ama bi o kadar mesafeli sevdiceği Ajans Baba'nın evini taşımasına yardıma gitmişti. Ajans Baba tam anlamıyla kumanda ve haberlerle bütünleşen insan profiliydi. Az konuşur öz konuşur, geyik muhabbetini çoğunlukla tercih etmezdi. Bir Çeşit Ben temizliğe yardım edemese de onlara doyurucu ve temiz bir sofra kurmuş, yorgunluklarını atmalarına yardımcı olmaya çalışmıştı. Yemek sırasındaki bol sataşmalı, kahkahalı ortam Bir Çeşit Ben için sımsıcak geldi.

Bir Çeşit Ben için arkadaşlarının farkettiği şey ise öfke katsayısındaki artış olmuştu. Lisedeki yakın arkadaşı eski sevgilisiyle çıkmıştı. Üstüne rahat durmayıp bundan Bir Çeşit Ben'in etkilenmesi için Bir Çeşit Ben'i didikleyip durmuştu. Kendi küçük dünyalarında star havası taşıdığını sanan insanlar onu delirtiyordu. Bir Çeşit Ben en son kızın "Sen hala benm sevgilimle ilgileniyosun" lafından sonra sakiniyetini koruyamamıştı. Şizofren miydi bu kız? Kendi yazdığı senaryolara nasıl böyle inanabilirdi...Öfkesini içinde tutmaya çalıştığını gören Evdaş'ı "Bağır kurtul Bir Çeşit Ben, sen içinde tutunca daha kötü oluyosun" diyince Bir Çeşit Ben kapalı telefondan kız duyacakmış gibi ağız dolusu küfretmişti. O güne kadar Bir Çeşit Ben'den tek bir küfür duymayan Evdaş ve Varyemez Pembe Kafa kocaman gözlerle kalakalmışlardı.

Okulda ilk günler "Yeniden de Sevebiliriiiiiz Akdeniiiiiz" modunda Pollyannalı ve rahat geçmeye başlamıştı.. Bir önceki sene kanlı bıçaklı hale gelebilen insanlar bu sene aynı ortamlarda bulunuyor, sohbet ediyorlardı.. Bir Çeşit Ben'in ailede de arkadaşlarda da istediği ortam oydu. Kalabalık, alabildiğine kalabalık..

Bir Çeşit Ben için uzuuun uzun uyuma günleri de sona ermişti. İzmir'de uyuyamıyordu. Uykuları hep bölük pörçüktü. Daha kötüsü de vardı. Günler hızlı ve eğlenceliydi. Ama geceleri sanki biri bir tuşa basıyordu ve bir anda dünya melankolik frekansa geçiyordu..Kendisi çok fazla sırtı bıçaklanmış, hayatın sillesini yemiş, dost kazığından beli bükülmüş bir insan olmasa da kendisini savunmasız hissedebiliyordu. Sanki insanlar onu bir şekilde hep üzeceklerdi. Hayat azcık monotonlaşmaya başlayınca, dersler yoğunlaşınca insanlar yine canı sıkıldıkça dedikodu yapacaklardı, kin besleyeceklerdi..

Bir Çeşit Ben için dönem hızlı başlamıştı.. Belki bu da yeni yıl gibi olur diye umut ediyordu.. Nasıl başlarsan öyle gider...