7 Mart 2013 Perşembe

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.


 Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

3 Mart 2013 Pazar

Bir Otobüs Çilesi Daha

"Nerde bıraktım kalbimi acaba..Ah nerede vah nerede" cümlesindeki koyu yazılmış kelimenin yerine sahip olduğu tüm eşyaların yazılabileceği dağınık insan Bir Çeşit Ben'le beraberiz.

Bu cümleyi okumaya üşenmediysen seni tebrik ediyor yolculuğumuza seninle devam ediyoruz ;)

Bir Çeşit Ben o sabah "Korkunç Sabahlar Var Hayatta Vol:2" çekimlerine girmişti. Üzerine ölü toprağı atmışlar hatta çiçek dikmişlerdi. Yerinden kalkamadı. Evde tek başınaydı ve günün ilk konuşmasını alarma "Bu kadar erken çalmak zorunda mısın?" şeklinde şizofrence bir şekilde yapmıştı.

Yapması gereken bir çok iş vardı. O gün yolculuk vardı. Yolculuk demek Bir Çeşit Ben için eşyalarını kaybetmesi, Hocaanım'a sorup bıkmadan usanmadan "Nereye koyduysan ordadır" cevabını alması demekti.

İlk önce hastaneye gidip bayık gözlü, soğuk nevale cüce hanımdan lenslerini alması gerekiyordu. O lensler için kadınla resmen söz düellosuna girmişti. Koskoca hastanede post makinası yoktu... Bir Çeşit Ben çeşitli damardan girme, sinirlenme ve vurdumduymaz davranma taktikleriyle lenslerin parasını takside bağlamıştı. Eskiden olsa kibar kibar "peki" dicek olan Bir Çeşit Ben yılların onu çirkefleştirdiği gerçeğiyle yüzleşmişti.

Hastaneden çıktığında uykusuzluk ve sinirle hızlı hızlı yürüyordu. Birden kuaföre gitmesi gerektiğini hatırladı. Otobüse bindi.. Her zaman gittiği kuaföre acele bir şekilde girdi. "Merhabaa" dediğinde farketti ki yıllardır yollarını eskittiği kuaförü artık o kuaför değildi. Kuaförü el değiştirmişti. Ve içeride biscolata erkeği olmaya aday gösterilecek uzun boylu, kumral bi nimet... Erkek kelimesi onun için yanlış olurdu. O Allah'ın hobi diye yarattığı bir şeydi..

Saçlarını ordaki kızların kesmesini bekleyen Bir Çeşit Ben kızlara doğru dönüp "Kesim" istediğini söyledi. Kızlar Bir Çeşit Ben'i kesim için hazırladı. Ve o uzun boylu, heykelimsi kişilik Bir Çeşit Ben'in saçlarını kesmeye başladı. Bir Çeşit Ben o an nefes bile alamadı. Konsere gidip de hayranı oldukları sanatçıya bağıran kızlar gibi çığlık atmamak için kendini zor tuttu. "Aman Allah'ımmm bu yaratık benim saçlarımı kesiyor..Vay canınaaaa" Tüm uykusuzluğu giden Bir Çeşit Ben'in heyecanı çenesine vurmuştu. Kuaförden çıktığında günü güzel geçmeye başlamıştı.

Otobüs yolculuğu ise hayatın sillesi gibiydi. Hayat ona "Bu kadar heyecan sana yeter" demişti. Hatay'dan çıktıkları anda Bir Çeşit Ben'in ağzı ve elleri kurumaya başlamıştı.Hava değişiminin bu kadar çabuk olanına hiç rastlamamıştı. Bir-iki kere muavinden su istedi. Ancak susuzluğu bir türlü dinmiyordu. Kendini fen dersinde difüzyon-osmoz konularında kullanılan salatalık gibi hissetti. Dudakları ve elleri büzüşüyordu. "Bi gram daha suu" diye yalvarmamak için kendini zor tuttu.

İzmir'e vardığında otobüs çilesinin bitmesine çok sevinmişti. O kadar zamandır geçirdiği en kötü yolculuktu. Ne uyuyabilmişti ne de izleyecek bir yol vardı. Sıcaktan ve kurumuş ellerden oluşan yolculuğuyla İzmir'e bir kez daha merhaba dedi...

28 Şubat 2013 Perşembe

İşte Gidiyorum Bir Şey Demeden

Her sabah yoğun bir açlık hissiyle dünyaya merhaba diyen Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Bir Çeşit Ben, Hatay'daki son günlerini daha fazla insan görmeye çalışarak geçiriyordu. Azrail'den sonra Kara Böcük'le görüşmüştü. Kara Böcük, onu hiç beklemediği bir anda Kara Enişte'yle tanıştırmaya karar verdi. Bir Çeşit Ben emri vakilerden nefret eden insan çeşitlerindendi ve Kara Böcük onca yıldır bunu öğrenememişti. Bir Çeşit Ben iki saatliğine insanları idare edebileceğine kanaat getirdi ve nefesini tutup dakikaları saymaya başladı.

Kara Enişte, Kara Böcük ve Bir Çeşit Ben'i arabasıyla almaya gelmişti. Bir Çeşit Ben o an "İşte hayalimdeki olay" demekten kendini alamadı. Arabaya biner binmez gözlemci algıları açılan Bir Çeşit Ben her yeri incelemeye başlamıştı.

Kara Enişte düşündüğünden daha sessiz biriydi. Ve Kara Böcük ona şefkatle yaklaşıyordu. Bir Çeşit Ben feminizmin doruklarında konuşmalar yapan Kara Böcük'ün sevgilisinin yanında böyle olmasına çok şaşırmıştı. Bir Çeşit Ben, Kara Enişte'yle ne kadar çok konuşmaya çalışsa da Kara Enişte aşırı sessiz yapısıyla Bir Çeşit Ben'in sinirlerini bozmuştu. İşin daha kötüsü her "Neyse ben gideyim"den sonra misafirver halleriyle gitmesine izin de vermemeleriydi. Bir Çeşit Ben bir kez daha sessiz insanları sevmediğine karar verdi. Tabi ki bir şey demedi...

Genelde zamanının büyük bir kısmını ailesiyle geçiren Bir Çeşit Ben o akşam Hocaanım'a bir iyilik yapıp akşam yemeğini kendisi yapmaya karar verdi. Kardeşi Çirkin Kral da krep yapacaktı. Usta Çirkin Kral ve Yardımcısı Bir Çeşit Ben o akşam "Harika Makarnaları ile Enfes Krepleri"ni sofraya koydular. Bir Çeşit Ben kardeşi Çirkin Kral'la mutfakta iyi bir ikili olduklarını farketti. Ve ilerideki gelinini çok kıskandı. Kimse kardeşini alamazdı. Kafasında uzuun bir "Haaaayııııır" çınladı... Ama dışında bir şey demedi...

Sonraki gün ise olaylı çift Azrail ve sevgilisiyle buluştu. Azrail yine koca bir tartışma çıkarıp suratını asmayı tercih etti. Bir Çeşit Ben yine içinden dakikaları saydı. Ancak o gün "Bugün son görüşmemiz ayıp yaaa" diye içinden de olsa sızlanmadan edemedi. İnsanları idare ede ede sabır taşına döndüğünü hissediyordu. Yine bir şey demedi...

Herşeyi teyzesi Cadaloz'un kendisi için hazırladığı sofraya geçtiğinde unutuverdi. Tüm insanları, ayıpları, yanlışları, dedikoduları... O sofrada kendisini güvende hissettiği kocaman bir aile ve bolca dedikodu vardı. Sataşmalar yanlış anlaşılmazdı. Bir Çeşit Ben gittiği her ortamda bu rahatlığı özleyeceğini biliyordu...

22 Şubat 2013 Cuma

Bi Kızıldereli Atasözü Der ki "Aşık Olmak Kolay İlişki Yürütmek Zor"

başlıktaki gibi garip iddialarda bulunabilen Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Bir Çeşit Ben okula gitmesine bi hafta kala arkadaşlarıyla görüşebilmeye başlamıştı. O gün sırada Azrail vardı ve inanılmaz dertliydi. Bir Çeşit Ben bir şeyler sezmiş olsa da olaya atlamamayı tercih etmiş ve sormamıştı. Çok sürmeden Azrail taşma noktasına gelen duygularını dile dökmeye başlamıştı.

Azrail'in konusu tabiki sevgilisiydi. Bir Çeşit Ben, Azrail'le ilkokuldan beri arkadaştı ve onu çok iyi tanıyordu. Azrail nolursa olsun dert yanacak bir insan değildi. Ve 4 yıldır çıktığı çocuk hakkında ufak tefek şeyler dışında hiç dert yanmamıştı. Onun hakkında konuşmamayı tercih ederdi. Ancak 4 yıl boyunca konuşmadığı ne varsa içinde damla damla birikmiş, taşma noktasına gelmişti. Bir Çeşit Ben, Azrail'in ilk defa bu kadar çok konuştuğuna şahit olmuştu. Azrail'in anlattıkları inanılır gibi değildi. Bir Çeşit Ben, çocuğu tanıyordu ve içinden böyle birinin çıktığına inanamıyordu. Üstelik çocuğun kızı ne kadar sevdiğini de biliyordu. Kimseden çekinmeden kolunu atıp sarmalayan, hep gelecekten bahsedebilen biriydi çocuk. Bu yüzden Bir Çeşit Ben içinden hep aferin derdi çocuğa...Ama Azrail
"Yok, Bir Çeşit Ben anlamıyor. Onu kıskanmadığım halde beni kıskanıyorsun diyip duruyor. En yakınımdakileri kıskandığımı sanıyor. Dert yanmaya kalksam esprilerle geçiştiriyor. Ne kadar kırıldığımı ve yıprandığımı anlamasını istiyorum. " 
dedikçe Bir Çeşit Ben onu çok iyi anlamış ancak bir şey de diyememişti.

Ancak 21 yıldır gözlem yapmaktan bir hal olan Bir Çeşit Ben biliyordu ki bazı insanlar gözlerinin önünde olup biteni göremezlerdi. İlla birinin onlara "Bak olayın özü şu, yanlış yapıyorsun" deyip kafalarına dank etmesini sağlaması gerekirdi.

O gün Bir Çeşit Ben, Azrail'in durumuna çok üzülmüştü. Anlamıştı ki aşık olmak kolaydı ama ilişki yürütmek olayın bambaşka bir yanıydı. Sadakat de, anlayış da, saygı da o kadar kolay değildi...(Evet anafikri kaptınız :p)
Yine de bu kadar seven, anlatırken gözleri ışıl ışıl parlayan birine böyle yapılmamalıydı. İkisi de arkadaşıydı ama olaya bir hakem edasıyla "Dur" demenin zamanıydı. Yanlış bir şeyler de yapmaktan çekinerek "Bir de ben konuşayım istersen Azrail'im?" diye sormuştu.

Hayatında bir kez bile iki insan arasında ne bir çöpçatanlık ne de arabuluculuk yapmamış Bir Çeşit Ben için durum zor görünüyordu. Yine de şansını denemeye karar verdi. Bir Esra Erol'dan, kapılar açılıyor diyen bir Sinan Çetin'den neyi eksikti.. 

20 Şubat 2013 Çarşamba

Korkunç Sabahlar Var Hayatta

Saçlarını yıkadıktan sonra ellerinde kalan şampuan kokusuyla mest olan Bir Çeşit Ben insanıylayız.

Bir Çeşit Ben o gün kardeşleri ve kuzeniyle alışveriş merkezine gitmek üzere tüm üşengeçliğini atıp evden çıkmayı başarmıştı. Dışarı çıkmaya karar vermeleri tam bir sohbet havasında olmuştu. Erkek kardeşi Çirkin Kral'ın küçükken "Abla siz tuvaletinizi ayakta yapmıyo musunuuuuz?" diye saçma sapan her bir şeyi soran hallerini bile hatırlayan Bir Çeşit Ben çok duygulanmıştı. O veletler büyümüştü.

Ailecek yedikleri yemek onlar için aşırı eğlenceli geçmişti. Leopar tayt giymiş kadınları eleştirmek, komşuların dedikodularını yapmak, saçma sapan esprilere gülmek Bir Çeşit Ben'e çok iyi gelmişti.

Sonrasında Romantik Komedi'ye doğru yol aldılar. Romantik Komedi'nin birinci filmini izlemeden ikinciyi izleyen insan çeşitlerinden Bir Çeşit Ben filmi beğenmişti. Film için yapabileceği tek yorum "Aman Allah'mm böyle hayalar da mı vaar!" olurdu. O spor arabalar, oteller ve daha nicesi.. Tabiki aynı ortamda Hocaanım da olsaydı onun da tek cevabı olurdu :
"Aman kızım neyin eksik.Yat kalk haline şükret." 

Yine de Bir Çeşit Ben o havuzda olmak istediği konusunda hiç vazgeçmeden sayıklayıp durabilirdi.

Sonraki gün gözünü teyzesinin evinde açtı Bir Çeşit Ben. Akşam tüm Antakya'nın yok olduğu bir vakitte gelmişlerdi. O kadar erken bi vakitte dükkanların kapalı olmasına alışık olmayan Bir Çeşit Ben
 "Peder Bey bugün bir şey mi var niye her yer kapalı?" diye soruvermiş. Peder Bey se gülmüş "Siz alışık değilsiniz tabi hanfendi. Burası İzmir mi" demişti.

Yataktaki titreşimle gözünü açan Bir Çeşit Ben oflaya poflaya baktı telefona. 3 mesaj 2 cevapsız arama.. Gerilim müziği eşliğinde açtı mesajları: Ders kaydının başladığını belirten mesajlar.. Hiiiiii çığlığı.... Zaten her uyandığında "Neden uyanıyoruz ki" diye sorgulamalara girişen, naletler getiren Bir Çeşit Ben bu haberle güne tam olarak ters tarafından kalkmıştı.

Yüzünü bile yıkamadan, antika denilebilecek bilgisayara oturdu. Bilgisayardan çıkan ses Traktör sesiydi. Har har har har...
O sırada Geveze aradı. Her panik olduğunda yaptığı gibi hızlı hızlı bir şeyler anlatıp azarlar tonda konuşuyordu. Mükemmelliyetçi kişiliğini yine gün yüzüne çıkaran Geveze'yi bu kez idare edemedi Bir Çeşit Ben.. Ters gitti. Her dediğine yarım yamalak cevaplar verdi. Ve herşey daha da allak bullak oldu. Geveze'nin sakinleşmesiyle düzelen konuşmaları sakince sona ermişti.

Birkaç gündür İzmir'e dönme korkusunu içine içine atan Bir Çeşit Ben ders kaydı olayıyla adeta bir gerilim filmini yaşamıştı. Evde rahattı,huzurluydu, uyuşuktu, mayışıktı. Ne çabuk bitmişti bu tatil. Ders de neydi, ne gereği vardı. Ailesi iki ders için kalması olayıyla zaten yeterince baskı oluşturmuştu. Şikayetleeer şikayetler..

Bir yanda da Geveze vardı tabi.. Çoook özlediği sevdiceği..Birkaç gündür romantikliğin zirvesindeydi Geveze.. Ve Bir Çeşit Ben güne yüzündeki saçma sırıtmayla uyanıyordu. Bir sürü planı vardı.Oraya da gideceklerini, bunu da yiyeceklerdi, bir sürü film izleyeceklerdi, zaten bahar da geliyordu...O günse tüm bu "dönmek istemiyorum" sızlanmalarını Geveze kaldıramadı. Öğretmenin çocuğu çöpün yanına gönderip cezalandırması gibi "Tamam gelme Bir Çeşit Ben gelme." diyip kestirip attı. O, dert dinleyemezdi falan filaaan.. Çok sinirlenen Bir Çeşit Ben kendini uykunun kollarına bıraktı ve olacakları beklemeye başladı...

17 Şubat 2013 Pazar

Hatay'da Bir Aileden Suriyelilere Dair

Bir çeşit gazeteci edasıyla insanları dinlemeye ve gözlemeye devam eden insan çeşitlerinden Bir Çeşit Ben'in hayatındayız.

Bir Çeşit Ben, biraz da bölümünden kaynaklanan nedenlerle insanları tanımaya çalışıyor ve gözlemlerde bulunuyordu. O akşam bir aile dostlarına oturmaya gitmişlerdi. Yenildi, içildi, gülünüp eğlenildi. Her şey güzeldi. Ancak tabi ki ciddi konulara da sıra gelmişti.

Konu Hatay insanının son zamanlardaki gündemi haline gelen Suriye ve Suriyelilerdi. Duyulanlar, görülenler tek tek anlatılmaya başlandı. Yaklaşık bi hafta önce çarşının orta yerinde bir kavga çıkmıştı. Söylentiye göre bir Suriyeli, restorantın birine girip yemeğini yemiş, "Tayyip ödesin" diyip çıkmaya yeltenmiş. E tabi restoranttakiler de öylece durmamış adamı bir güzel dövmüşler.

İşin daha fena yanıysa aslında Suriyelilere biraz da bu rahatlığı sağlayanın yine hükümet ve insanların olmasıydı. Çünkü onlara bir şekilde verilen ödenekler, ihtiyaçlarının karşılanması ister istemez onlarda "Ne istersem yaparım" şeklinde bir kafa oluşturuyordu.

Bir Çeşit Ben de o gün tam bunu açıklayan bir örnek yaşamıştı. Kardeşiyle göz hastanesine gitmişlerdi. Suriyeli biri, doktor için sıra almak istiyordu. 400 dolar vermişti. Adının yazılmasını bekliyordu. Oturan 3 sekreter de o 400 dolarla napacaklarını, hangi doktoru yazacaklarını şaşırmış halde adamla ilgileniyorlardı. Orda sırada bekleyen 10-15 Antakyalı sanki hiç orada değildi!

Bu rahatlığı çok rahat bir şekilde yaşayan bu insanlar yavaş yavaş şehre daha çok yerleşiyorlardı. Çarşı, pazarda bir turist edasıyla geziyorlardı. Yüzlerinde ne bir korku ne de bir endişe vardı. Sanki ülkesinde savaş olan bu insanlar değildi. Öylesine bir rahatlıktı onlarınki.
  Diğer bir örnek Kilis'teki Suriyelilerin kendi muhtarlarını seçmek istemeleriydi. Ki Bir Çeşit Ben'in annesi Hocaanım ilerde hükümetin bu insanlara oy hakkı vermesinden korkuyordu.

Ortam gergindi. Aile babaları bu konularda düşünceli, biraz da öfkeli bir şekilde konuşuyorlardı. Onlara göre bu memlekette beslediğimiz Suriyeliler ülkenin ilk zora düştüğü zamanda bizi sırtımızdan vurabilirlerdi. Bir yerde Araplardı ve geçmişte de Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlerle iş birliği yapanlar yine Araplardı. Tarihten ders almadan nereye gidebilirdik ve dahaları... Bir Çeşit Ben biraz düşününce yapılan tavizlerin aslında geçmişteki kapitülasyonlara benzediğine kanaat getirmişti. Ev istiyorlardı, veriliyordu; ödenek diyorlardı veriliyordu. En küçük eksiklikte hastanede doktor dövmeye kalkıyorlardı ve daha bir sürü hikaye.

İleriye dair tahminlerde bulunup çürüten ve neler olabileceğini düşünen iki aile insanların bu konuları birbirlerine anlatarak bir şekilde çözüm bulunabileceği konusunda hem fikir olmuşlardı. "Ne olacak bu memleketin hali?" sorusu yerini dualara ve iyi dileklere bırakmıştı. Bir Çeşit Ben ilerisi için gerçekten korkuyordu.

14 Şubat 2013 Perşembe

Hangi Şekilde Kitap Okursunuz?

Sevgili Yeliz beni mimlemiş. Bu mim tek soruluk ve oldukça pratik bir mim diyebilirim :)

Mimin konusu fiziksel olarak ne şekilde kitap okuduğumuz...

Aslında uzun zamandır öyle harıl harıl kitap okumuyorum. Ancak bu ara bu alışkanlığımı tekrar kazanmaya çalışıyorum.
Kitap okurken özellikle şöyle olmalı diye bir prensibim ya da favori kitap okuma biçimim diye bir şey yok. Tekli koltukta iki büklüm bi halde, otobüste giderken, hoca derste bir şeyler anlatırken kitap okuyabilirim. Hatta olayı zorlayıp okey masasında okudum ki okunuyor yanii ;)

Kitap okuma şekli demişken sanırım birileri bundan bile bir kişilik analizi çıkaracaktır ilerde. İnternette ya da dergilerde görürüz "Kitap okuma şekliniz kişiliğinizi ele veriyor" falan diye. Ne bileyim yatağında okuyanlar içe kapanıkken; otobüste okuyabilenler rahat, kendine güvenen kişilerdir şeklinde sonuçlanabilir..Sonuçta teyzelerin bakışlarından kaçmak için ideal bir yöntem :p Evet evet inanıyorum böyle bir teste rastlayacağız.

Bu mimi de kitap okumayı seven herkese armağan edeyim...